Heyet ile Allah Resûlü’nün buluşmasında Hz. Abbas (radıyallâhu anh) da vardı. O, bir realite adamıydı. Biatın akıl ve mantık çerçevesinde yapılması için uyarılarda bulunuyordu. Bu altı-yedi kişiye, topyekün insanlık ile yaka paça olmaya adım atmakta olduklarını hatırlatıyor ve Allah Resûlü’ne biatın, o gün için çetin yanları üzerinde duruyordu. Yaşlılar, bu ağırlardan ağır yükü kaldırıp-kaldıramayacakları konusunda tereddütte idiler. Onlar tereddüde düşünce şeytanın bakışları canlandı. İçinden bir “Acaba!” geçirdi. Kendi kendine, “Belki biat etmeden döner giderler!” dedi. Ama içlerinden en genci, Ebu’l-Heysem et-Teyyihânî hemen ileri atıldı. Her şeyi kabullenerek Allah Resûlü’ne el uzattı. Ardından diğerleri de aynı şeyi yaptılar ve bu büyük biat tamamlandı…
Bu esnada ortalığı çınlatan bir feryat koptu. O sesi duyan, Akabe sallanıyor sanırdı… Öyle feryat ki bağırdan koptuğu belliydi. Birisi, bütün ümitlerini yitirmişe benziyordu. Evet, öyle birisi vardı ve işte o şeytandı…209
Şeytan, alnı secdeli gençleri gördükçe.. çarşı-pazarın eracifine bulaşmadan ticaret yapan tüccarı müşâhede ettikçe.. ilim adamlarının, kafa ve kalb bütünlüğüne erme yarışına girdiklerine şahit oldukça.. üniversite mahfillerinde ihtidaların arttığını, ilmin tekrar din ile uzlaştığını temâşâ ettikçe.. yeniden diriliş bestesinin nağmeleştiğini duydukça ve yeni bir bezmin ılık nefesini ense kökünde hissettikçe ihtimal bugün de feryat etmektedir…
Dipnotlar
- 209 İbn Sa’d, et-Tabakât 1/222-223.