İçeriğe geç

Bunun üzerine o bana, ‘Ayetü’l-Kürsi’yi okumaya devam ettiğin müddetçe, bütün insî ve cinnî şeytanların şerrinden emin olursun.’ dedi. Ben de sabah Allah Resûlü’nün huzuruna geldim ve Efendimiz yine: ‘Esirine ne yaptın?’ diye sordu. Ben de olup-bitenleri anlattım. Sözümü bitirince de: ‘Yalancı ama, sana doğruyu söylemiş.’ buyurdular. Ardından: ‘Onun kim olduğunu biliyor musun?’ diye sordu. Ben, ‘Hayır, yâ Resûlallah!’ dedim. Bana, onun şeytan olduğunu haber verdi.”26

Bu, hayret edilecek bir durumdu! Şeytanın zekât ve sadaka mallarıyla ne işi vardı ve onun ihtiyacı bu değilken niçin gelmişti?.. Belki de onun bereketine müdahale etmek istiyor veya şirretiyle onu kirletmeye çalışıyordu. Daha başka mülâhazalar da söz konusu olabilirdi. Ama o mutlaka kendi fıtratının gereği şeytanlık adına bir şeyler yapıyordu.

Bu tür vak’alar, Muaz b. Cebel, Übey b. Ka’b, Ebû Eyyub el-Ensârî…27 gibi seçkin sahabe efendilerimiz tarafından da zaman zaman müşâhede edilmiştir. Bu da cin veya şeytanların temessülünün tevatüre yakın bir keyfiyetle nakledilmesi demektir ki, o da bu hususu şüphe vermeyecek derecede gözler önüne sermektedir.

Cinler, insan suretinde temessül ettikleri gibi, diğer canlılar şeklinde de temessül etme kabiliyetine sahiptirler. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), değişik hadislerinde evlerde görülen yılanlara evvelâ: “Cin isen çık!” denilmesini tavsiye etmesi, eğer çıkmazsa bunun üzerine öldürülmelerini emir buyurmaları, bu gerçeğe ışık tutan başka bir ifadedir.28

Bütün bunlardan anlıyoruz ki, cinler, bazen insan, bazen yılan veya başka bir haşerat şeklinde temessül edip, onların şekillerine girebilirler. Hatta bazen de bu canlıların içlerine girip, âdeta onların damarlarındaki kan gibi dolaşarak onları ifsat ve istedikleri istikamete sevk edebilirler.

226