O hâlde, elinde ne bir hususî kitap ne de hususî bir şeriat mevcut olan bu elçiler, kendilerine kitap verilen peygamberlere tâbi olmuşlardır. Meselâ, Hz. Musa (aleyhisselâm) yolunda belki yüzü aşkın peygamber gelmiştir. Ama bunların hepsi de Tevrat’ın hükmü ile amel etmişlerdir. Hz. Davud (aleyhisselâm) gibi cihan çapında bir saltanat sahibi peygamber dahi -saltanatı, misyonunun bir buudunun tezahürüydü- bunlardan biridir. Hz. Davud’a verilen “Zebur”, evrâd ü ezkâr, zühd ve rekâik gibi hususları ihtiva ediyordu. Yine Hz. İbrahim (aleyhisselâm) döneminde birçok peygamber vardı. Hz. İsmail ve yeğeni Hz. Lut (aleyhisselâm) bunlardandı… O dönemde câri olan ahkâm ise, Hz. İbrahim’e (aleyhisselâm) verilen “sahifeler”den ibaretti.
Hz. Mesih döneminde, İncil’in ahkâmıyla amel eden nebi bilmiyoruz. Hz. Zekeriya (aleyhisselâm) ve Hz. Yahya (aleyhisselâm) gibi bu döneme ait peygamberler de ihtimal ki Tevrat’la amel ediyorlardı.
Bunlardan başka ehl-i keşfin istihracı ve zayıf kabul edilen bir hadisin işaretiyle Halid b. Sinan adında, kendisine kitap ve şeriat verilmeyen bir peygamber daha vardır ki, onun Hz. Mesih’le Efendimiz arasında gelip vazife yaptığı söylenmektedir.63
Bütün bunlar gösteriyor ki, kendisine kitap veya şeriat verilen peygamberler, kendilerine bağlı olan diğer peygamberleri, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini esas alarak onları tavzif edebilmekte ve irşad adına onları yönlendirmektedirler. İhtimal bu peygamberler kendilerine inanan cinlerin bazılarını da istihdam ediyor ve onları cin taifelerini irşad etmede vazifelendiriyorlardı.
Dipnotlar
- 63 Bkz.: Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebir 11/298, 441; Hâkim, Müstedrek 2/654, 655; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 1/296; İbn Hacer, el-İsâbe 1/466; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 2/99.