Evet o, bir taraftan Nebiler Serveri’nin amcasının oğlu, diğer taraftan da, o yaşa kadar bakımını-görümünü üstlenen Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mânevî oğlu konumundaydı. Daha sonraki dönem itibarıyla, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) biricik kızı, Cennet kadınlarının efendisi Hz. Fatıma’yı ona nikâhlaması da, onun bu yakınlığı ve bu misyonun sahibi olması bakımından çok önemliydi. İşte bu vasıflarla muttasıf Hz. Ali, canını dahi feda edecek bir fedainin gerektiği yerde, ön plana çıkıyor veya çıkartılıyordu.
Dünden bugüne uğruna nice fedakârlıklara katlanıldığı ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallâhu anhüm) ve daha nicelerinin omuzlayarak bugünlere taşıdığı İslâm, ilelebet devam edecektir. Allah (celle celâluhu), “Allah seni insanlardan koruyacaktır.”32 ifadesiyle, Efendimiz’le beraber O’nun o yüce davasını da koruyup muhafaza edeceğini teminat altına almıştır. Bu teminat sayesinde O’na karşı olan sevgi, her an gönüllerde kendini daha bir hissettirecek ve bunu silmeye de kimsenin gücü yetmeyecektir.
Şeytanın, Mekke müşriklerini idlâl için kurduğu planlar o gün için boşa çıkmıştı ama, onun bu mevzudaki cehd ve gayreti hiç mi hiç eksilmemişti. Nitekim Bedir Savaşı sırasında insan kılığında temessül ederek, kâfirlerin saflarına katıldığını, müşriklere moral vermeye ve destek olmaya çalıştığını Kur’ân şöyle anlatmaktadır:
“O zaman şeytan onlara yaptıkları şeyleri süsleyip güzel göstermiş: ‘Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur. Ben sizin yanınızdayım.’ demişti. Fakat iki topluluk birbirini görünce, şeytan ardına dönüp: ‘Ben sizden uzağım, ben sizin görmediğinizi görüyorum. Ben, Allah’tan korkarım, zira Allah’ın cezası çetindir.’ demişti.”33
Dipnotlar
- 32 Mâide sûresi, 5/67.
- 33 Enfâl sûresi, 8/48.