İçeriğe geç

Üzerlerine dalâletin hak olmasında ve ebediyen dalâlette bırakılmalarında böyle bir zannın önemi büyüktür. Böyle bir zanları olmasa idi, ihtimal, dalâlet üzerlerine hak olmaz ve hidayete ermiş olurlardı.

Sapık insanlar, şeytanları dost edinince, hep onun bu oyununa kanarlar. Şeytan onlara suret-i haktan görünür. Onlar da, kendilerini hak yol üzerinde sanır ve dalâlete müstehak olurlar.

g. Sinsi Şeytan

Şeytanın insana sızması sessizdir. O gelirken, ben geliyorum diyerek gelmez. Ama az dikkat etsek, ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün koridorlarında onun ve avenelerinin ayak izlerini görebiliriz. Onun içindir ki, Kur’ân-ı Kerim, bize çeşitli vesilelerle şeytanı izlemeden kaçınmamızı ihtar eder. Kur’ân’ın kullandığı ifadeler aynı zamanda şeytanın her yerde dolaşabildiğini de vurgular. Meselâ bir âyette şöyle buyurur:

“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan helâl ve temiz şeylerden yiyin.. ve sakın şeytanın arkasına düşmeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. O size daima kötülük ve çirkin iş yapmanızı, Allah katında bilmediğiniz şeyler söylemenizi emreder.”175

Bu âyetler tahlil edildiğinde bize şu mesajların verildiğini görürüz:

Ey insanlar! Helâl ve hoş olan şeylerden yiyin, istifade edin. Ama sakın tüketimde ifrat veya tefrite düşmeyin. Yani israf ve tebzirle şeytanın arkasına düşüp adım adım onu takip etmeyin. Evet, helâl malları kullanırken dahi, hududu aşıp israfa girmeyin ve hele Cenâb-ı Hakk’ın haram dediği sınıra sakın ve sakın yaklaşmayın.. ve tabiî faize bulaşmayın, rüşveti yanınıza yanaştırmayın.

319