İçeriğe geç

Ben iyice yıkılmıştım. Oradan ayrılarak bitkin bir vaziyette kavmimin yanına geldim. Neden sonra anladım ki, artık Dimar’ın söyleyecek sözü kalmamıştı. Demek ki, asıl Söz Sultanı çıkmış ve şu anda Medine’de bulunuyordu. Bu mülâhazayla kavmimden bazı insanlarla bineklerimize binip Medine’ye doğru yola koyulduk. Geldiğimizde Allah Resûlü’nün mescitte olduğunu öğrendik. Ve mescide vardığımızda O’nu kapının önünde bulduk.. O, bize tebessüm ediyordu. Bana ismimle hitap ederek: ‘Yâ Abbas, başından geçenleri bize de anlatır mısın?’ dedi. Olanları Allah Resûlü’ne ve ashabına birer birer anlattım.”84

“Dimar” zaten yıkılıp giden demektir. Onun akıbeti esasen yeryüzünde çeşitli ad ve unvanlarla ayakta durmaya çalışan bütün “Dimar”ların da akıbetidir. Artık hak gelmiş, bâtıl da zail olmuştu.. ve zaten bâtıl, ömrü ne kadar olursa olsun, mutlaka bir gün yıkılıp gitmeye mahkûmdu.85 Bizim burada işaret etmek istediğimiz husus, bütün bu yıkılıp gitmeye mahkûm Dimarların içinde bir şeytan veya cinnin bulunma keyfiyetidir. İnsanları bu mevzuda saptıran mutlaka bir cinnin veya şeytanın var olduğu hiçbir zaman kulakardı edilmemelidir.

b. Cinlerin Sultasından Korunmanın Yolları

Cin ve şeytanların sultasından korunmanın tek çaresi, mânevî donanım ve iç-dış bütünlüğüne ermektir. Böyle bir donanımı gerçekleştiremeyen ve böyle bir bütünlüğe eremeyenlerin bir yanları mutlaka şeytanların hâkimiyeti altındadır ve o insan eksiktir. Dış ve iç bütünlüğünün mânâsı, bir anlamda kalb ve davranış birliği ile çok ciddî alâkalıdır. İnsan, inandığını tam yaşadığı zaman bu vahdete kavuşmuş olur. Zaten Vâhid ve Ehad olan Allah’a (celle celâluhu) kulluk da, böyle bir vahdeti gerektirmektedir.

263