İçeriğe geç

Cenâb-ı Hak: “Sen O’nu nereden biliyorsun?” diye sorduğunda, Hz. Âdem: “Arş-ı A’zam’da Senin mübarek adının yanında O’nun isminin yazılı olduğunu görmüştüm. Bundan anladım ki, nezd-i ulûhiyetinde teklifsiz biri varsa o da O zâttır.” cevabını verdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Hz. Adem’i affedip kurb-ı huzuruna kabul buyurdu.111

4. ŞEYTAN VE VESVESE

Vesvese, gizli sese denir. Bir mastar olan وَسْوَاسٌ (vesvâs) kelimesinin şeytana isim olması da aynı mânâyla alâkalıdır ki, şeytan, “vesvesenin kaynağı” demektir. Ancak örfen meşhur olan mânâsıyla vesvese, nefsin veya şeytanın kalbe attığı hayırsız, faydasız, alçak hatıra ve mülâhazalara verilen bir isimdir.

Hem nefsin hem de şeytanın vesvesesi, Kur’ân-ı Kerim’de ayrı ayrı zikredilir. “Andolsun ki, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliyoruz ve Biz ona şah damarından daha yakınız.”112 âyeti, nefsin vesvesesine işaret ederken; “Şeytan, Âdem’e vesvese verdi.”113 mânâsına gelen bir çok âyet de şeytanın vesvesesine delâlet etmektedir.

“Nefsin vesvesesi” tabiri, bir insanın, kendi kendine söylediği ve gönlünden geçirdiği gizli duygular, kararlar, vehimler, hatıralar ve bunlar gibi bütün bâtınî şuur durumlarını da içine alır. Bunlar o kadar gizli ve sessizdir ki, bazılarını melekler dahi bilmekten âcizdirler.. âcizdirler de, onları sadece Cenâb-ı Hak bilir. Nefisten gelen vesvese, şeytanın vesvesesine kıyasla daha gizlidir. Bu gizlilik, bir cihetten onu kuvvetlendirir. Dolayısıyla nefis, şeytandan daha müthiş bir düşmandır. Belki de, “Senin en büyük düşmanın nefsindir.”114 diyen Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), işte bu hususa işaret buyurmuşlardır.

283