İçeriğe geç

Daha önceki vâkıalar kendi arzu ve hevesine muvafık olması sebebiyle, onun, o güne kadar itaat etmekte olduğu Cenâb-ı Hak mıdır, yoksa yine kendi nefsi midir, aslında bu da belli değildir. Fakat ilk imtihanda gösterdiği bu tuğyan, onun daha evvel de nefsinin kulu ve zebunu olduğunun önemli bir göstergesidir.

Şeytan secde etmiş olsaydı yine şeytan mı olacaktı?

Kadere ait ince bir sırrı içine alan bu suale kısaca şöyle bir cevap vermek mümkündür:

Kader, sebep ile neticeye aynı noktadan bakar. Sebebin olmamasını kabul etmek, kaderin taalluk etmemesini kabul etmekle aynı mânâya gelir. Dolayısıyla biz, Ehl-i Sünnet düşüncesiyle, “Neticeyi ancak Cenâb-ı Hak bilir.” der, gerisine karışmayız. Cenâb-ı Hak, melekler içinde bulunurken de İblis’in şeytan olacağını biliyordu. Ancak, onu şeytanlaştıran, Cenâb-ı Hakk’ın bilmesi değil, kendi irade ve ihtiyarıyla yapacağı fiileri seçmesiydi. Zira “İlim maluma tâbidir; malum ilme tâbi değildir.” sözü kaderle alâkalı önemli bir düsturdur.

2. İNSÎ VE CİNNÎ ŞEYTANLAR

Şeytanlar, insî ve cinnî olmak üzere iki kısımda mütalâa edilmiştir ki, وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ“Böylece her nebi için ins ve cin şeytanlardan düşmanlar var ettik.”95 âyeti, bu hakikati ifade eder. Âyette geçen شَيَاطِينَ (şeytanlar) kelimesinin mânâsında iki rivayet söz konusudur. Ulemâ arasında her iki rivayeti de destekleyen bir hayli insan vardır.

275