Ebû Ubeyd (radıyallâhu anh), ordusuyla Sasanilerin üzerine yürüdü ve çok zorlu bir savaş oldu. Bir ara kumandan atından düştü ve fillerin ayakları altında kaldı. Filler, onu çiğneyip geçerken o bütün gücüyle ric’at içindeki askerlerine şöyle sesleniyordu: “Askerlerim, gitmeyin, ben buradayım, ben buradayım.!” Ve onları belli ölçüde de olsa geri çevirmeye muvaffak oluyordu.
Ebû Ubeyd, orada şehit düşmüştü. Diğer taraftan Halife, Medine’de Ebû Ubeyd’den haber bekliyordu. Nihayet Taif tarafından birisi geldi ve Halifeye şu haberi getirdi: “Bir vadiden geçiyordum. Kadın-erkek, genç-ihtiyar toplanmış feryat içinde ağlıyorlar ve şöyle diyorlardı: ‘Kahramanca savaştılar. Cansiperane kavga verdiler. Allah için öldüler ve niyetlerine göre de Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna ulaştılar!’ Sözlerinin sonunda da, her bir ağızdan: ‘Vah Ebû Ubeyd, vah Ebû Ubeyd.!’ çığlıkları yükseliyordu.”
Hz. Ömer (radıyallâhu anh), işi anlamıştı. Vadiyi dolduran ve feryat ile ağlayan, Müslüman cinlerdi. İslâm ordusu için gözyaşı döküyor ve şanlı kumandan için ağıt yakıyorlardı. Nitekim birkaç gün sonra bir ulak geldi. Ve olanları bir bir halifeye nakletti. Ebû Ubeyd, fillerin ayakları altında can vererek şehit olmuştu…91
Evet, cin ve şeytanların şerrinden korunmak için Ebû Ubeyd şuuruna sahip olmak gerekir. Bu da, her hâlde cihad ruhuyla bütünleşme, dava uğruna candan, cânândan geçme şuurudur ki, öyle olanlar bu amellerinin mükâfatını, cin ve şeytan iğvasına karşı korunmuş olmakla görürler. Zira cihad aşkıyla yanıp tutuşan bir insanı, ne insî ne de cinnî şeytanlar asla kandıramaz.
Cinler ve şeytanlar, insanların günahlarıyla açtıkları menfezlerden girer.. girer ve insanı çepeçevre kuşatırlar. Bu menfezler kapanmalıdır ki, onlar içeri giremesinler ve insan da, onların şerrinden korunmuş olsun.
Dipnotlar
- 91 Bkz.: Taberî, Tarih 2/366-368; İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-nihâye 7/28.