Aslında, işte bu tarifle her şey anlatılmıştır. Ruh, bizim en küçük âlemden en büyük âleme kadar hemen hepsinde kabul ettiğimiz kanunlar gibi bir kanundur; tabiî şuurlu bir kanun. Kaldı ki, bazı ilim adamlarının iddialarına göre, otlar bile büyürken bir şuurluluk emaresi gösterir, bir kısım mesajlara, tenbihlere cevaplar verir; çevre ile tanışma, kaynaşma veya yadırgama gibi münasebetleri olur. Ağaçlarda da öyle… Bir dergide mevzuyla alâkalı kaleme alınmış bir yazının hulâsası aynen şöyle. Yazar diyor ki:
“Benim kanaatim, buğday ve arpa gibi şeylerin başaklarının şuurlu olduğu merkezindedir. Çünkü yapılan hareketler o kadar akıllıcadır ki, arpa, buğday vs.de bir şuur, bir akıl, bir idrak düşünmeden, bu hareketleri izah etmeye imkân yoktur.”
Meselâ, buğday henüz bir rüşeym ve filiz iken başını topraktan dışarıya çıkarır, etrafına bakar; şayet etrafı iki tane sap çıkarmaya müsait ve şartlar da elverişli ise, bu durumda iki tane sap çıkarır. Şayet havalar iyi gidiyor, rutubet kâfi, güneş şuaları da besleyici ise, o iki filize karar verir. Hatta şartlar müsait olursa, üç tane bile çıkarabilir. Hatta üç adet sap çıkınca, biz de şartların onları beslemeye yeterli olduğunu anlarız. Eğer şartlar müsait görülmezse, o zaman bir başak çıkar. Sanki “Ben ancak bir tane besleyebilirim.” der gibidir.
Diğer bir misal: Bir ağaç hastalandığı zaman, kendini kurtarmak için, meyvelerini döküverir. Ziraatle uğraşan çiftçi ne zannederse etsin, hastalanan meyve değil, ağaçtır. Yani, ağaç hâl diliyle; “Ben meyvelere bakamayacağım, kusura kalmayın. Şu durumum itibarıyla kendime bakmak mecburiyetindeyim. Şimdi, ben bana lâzımım.” demektedir. İşte bütün bunlar, Allah’ın kanunlarıdır.