O gün için Mekke’de mesele çıkarabilecek tek insan Ebû Süfyan’dı. Hâlbuki Allah Resûlü bir cümleyle onu da yumuşatmıştı: “Ebû Süfyan’ın evine sığınanlar korunmuştur!”149 Evet, Ebû Süfyan’a verilen bu kadarcık bir pâye dahi, onun elini kolunu bağlamaya yetmişti. Hatta ondan sonra Ebû Süfyan, teslim olmayı teşvik eden en hararetli insan hâline gelmişti. Elbette ki bütün Mekkeliler Ebû Süfyan’ın evine sığacak değillerdi. Allah’ın (celle celâluhu) evi, Ebû Süfyan’ın evinden korunmaya daha lâyıktı. Ve Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Kâbe’ye sığınanlar da korunmuştur!” Ve, bir süpriz karar, tarihte ilk defa, dışarı çıkma yasağı konuluyordu. Bu, can güvenliği için gerekli olduğu kadar, ordunun rahat hareket edebilmesi için de gerekliydi. Bu mülâhaza ile Allah Resûlü: “Kendi evine girip saklananlar korunmuştur!” diyordu.150 Böylece Mekkelilerden gelmesi muhtemel bütün direnişler önlenmiş oluyordu.
Efendimiz’in iştirak ettiği diğer gazvelerden sarf-ı nazar, sadece şu Mekke fethi ve burada tatbik ettiği askerî ve siyasî strateji dahi zannediyorum O’nun ne büyük bir askerî deha olduğunu göstermeye kâfidir. Evet, Mekke’nin fethi tek başına, bütün insaf ehline مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ dedirtecek büyük bir hâdisedir.
Sanki O, Mekke’yi birkaç kere fethetmiş gibi planın her safhasında, gayet rahat hareket etmiştir. Kafasında planladığı hususlar noktası, virgülüne kadar aynen çıkmış, O da ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıştır. Tabiî, fethin ardından ilan ettiği umumî af ve gösterdiği engin mürüvvet, Mekke insanını derhal O’na teslim olmaya ve İslâm’a girmeye çekmiştir. Bu, ne şirin bir zorlamadır ki, bir gün içinde bütün Mekkeliler Müslüman olmuştur.