İçeriğe geç

Burada, bir noktaya daha temas etmekte fayda var. Esasen, Uhud’a gelinirken bir gedikle geliniyordu. Efendimiz Medine’de kalalım demişti, onlar dinlememiş ve dışarıya çıkmada ısrar etmişlerdi. Bu, onlar adına bir fasit daireye girmek demekti. Şimdi bu fasit daire, başka bir fasit daire daha doğurmuştu. Allah Resûlü, “Şurada sebat edin, ayrılmayın!” demişken onlar yerlerini terk etmişlerdi ki, bu da onlar için yeni bir zelle ve bir sürçmeydi. Bu sürçmeleri Kur’ân şöyle ele alıyor: إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا “Yaptıkları bazı şeylerden dolayı şeytan onların ayağını kaydırdı.”49

Yani, işin başında onlara “Kalın!” dendi, onlar: “Medine dışına çıkıp harp edelim!” dediler. Harp esnasında onlara, “Yerinizden ayrılmayın!” dendi. Onlar ise yerlerinden ayrılıp, ganimet toplamaya, daha doğrusu, bu mevzuda diğerlerine yardım etmeye koyuldular. Birinci söz dinlemeyiş, onlar için bir fasit daireye girişti. Birinci fasit daire, ikincisini doğurdu. Eğer Cenâb-ı Hak, rahmetiyle bu fasit dairelerin devam etmesine mâni olmasaydı, yanlışlıklar birbirini takip edip gidecekti… Rahmetin gazaba sebkat edişi bir kere daha ayân-beyan zuhur etmiş ve o mukarrabîn topluluğuna kanat açmıştı.

Bir de orada, harp bitti diye, ganimet toplamaya koyuldular. Gerçi bu, harbe iştirak eden ve muvaffak da olan muharipler için gayet normal bir hareketti. Ancak, mukarrabîn için bu dahi bir kayma sayılırdı. Nitekim Cenâb-ı Hak, Bedir’de elde edilen ganimetler sebebiyle Habibi’ni dahi ikaz etmişti..50 Hatta Allah Resûlü ve Ebû Bekir (radıyallâhu anh) bu ikaz karşısında hıçkıra hıçkıra ağlamış ve Hz. Ömer (radıyallâhu anh) onları ağlar görünce, o da aynı şekilde gözyaşı dökmeye başlamıştı.51

237