İçeriğe geç

Medine artık, yavaş yavaş Emin Belde hâline geliyordu. Bu arada Mekke, bütün şiddetiyle kaynamaya devam ediyordu. Ebû Süfyan, Müslümanlardan intikam alıncaya kadar yıkanmayacağına yemin etmişti. Hatta bir ara Benî Nadîr yahudilerinin bulunduğu mıntıkaya kadar gelmiş, Müslümanlara ait bir iki yeri de kundaklamıştı. Müslümanların geldiğini duyunca da Mekke’ye kaçmıştı…35

Allah Resûlü’nün kurduğu haber ağı, kesintisiz işliyor ve bütün olup bitenleri saati saatine merkeze ulaştırıyordu. Bu arada bir haber daha geldi. Kureyş, çoluk-çocuk, kadın-erkek kim varsa hepsini, hatta bazı kabilelerden yandaşlarını da alarak Medine’ye doğru ilerlemekteler.

Allah Resûlü, kurultayını toplayarak istişare etti. Kendi düşüncesi, Medine’de kalıp müdafaa harbi yapma merkezindeydi. Çünkü, Bedir’de nasıl Kureyş, hiç beklemediği bir strateji ile karşılaşmıştı, şimdi de öyle olacaktı. Kureyş, Bedir’deki tecrübeleriyle, kendini bir meydan muharebesine hazırlayarak geliyordu. Eğer Medine’de kalınıp müdafaa yapılsaydı, durumları uzun süre muhasaraya müsait olmayan Kureyş, ümitsiz bir bekleyişten sonra geldiği yere dönüp gidecekti. Allah Resûlü, bu düşüncelerini, yaklaşık olarak şöyle izah buyurdu: “Çocuk ve kadınları emniyet içinde kalabilecekleri yerlere yerleştirelim. Sonra da Medine’nin kenar mahallelerinde Kureyş’e karşı müdafaada bulunalım.”36

Efendimiz, bu strateji ve taktik ile şu hususları düşünüyordu:

a. Müslümanların esas gaye ve hedefi harp değildir. Onlar, emniyetin temsilcileridir.

b. Ancak, hak ve hakikati neşretmelerine mâni olmak istendiğinde, onlar bu mâniayı ortadan kaldırmak için her şeyi göze alır ve harp ederler.

c. Müslümanlar, saldırıya uğradıklarında dini, vatanı, ırzı, namusu müdafaa için savaşırlar.. ve gerekirse, bunun için can verir ve can alırlar. Bu da onların en meşru haklarıdır.

227