Allah Resûlü, Bedir’de kullanmadığı bu taktiği Uhud’da kullanmış ve sahabeyi yarışa sevk etmiştir. Elinde gösterdiği kılıca herkes talip olmuş; ama O, bu kılıcı Ebû Dücâne’ye (radıyallâhu anh) vermiştir. Kılıç ona verilince diğer bütün fedailer, birer Ebû Dücâne (radıyallâhu anh) kesilmiş ve onun gibi yiğitlikler göstermişlerdir.
Bedir’de kullanılmayıp da Uhud’da kullanılan bir taktik de, Uhud’da kadınların da bulunmuş olmasıdır. Nesibe’nin (radıyallâhu anhâ) nasıl kahramanca savaştığına az da olsa yukarıda temas etmiştik.
Hz. Fatıma Validemiz (radıyallâhu anhâ), bizzat savaşa iştirak etmiş miydi, bilemiyoruz. Ne var ki, savaşın sonunda, Babasının yüzündeki kanı elleriyle sildiği ve kanı durdurmak için hasır yakıp yaralanan yere bastırdığını muteber kitaplar kaydediyor.66 Demek ki yaralılara yardım, onların kuvve-i mâneviyelerini takviye ve askerleri teşvik gibi maslahatlar gözetilerek, Allah Resûlü Uhud’a kadınları da götürmüştü.
b. Uhud’daki Muvakkat Mağlubiyetin Sebepleri
Uhud’da, iki zafer tablosu arasında bazı çatlaklıklar olduğu kabul edilmelidir. Buna sebep olarak da şu hususları zikredebiliriz:
Birincisi: Allah Resûlü, daha işin başında dışarıya çıkmayıp, müdafaa harbi yapmak niyetine ve olumlu bir strateji uygulama teklifine karşılık, sahabenin heyecanı, onların emre itaatteki bu inceliği kavramalarına mâni olmasıydı ki; böyle bir hususta onlara düşen mutlak itaatti. Harp esnasında okçular için de aynı değerlendirmeyi yapmak mümkündür. Bu muhalefet, geçici de olsa böyle bir mağlubiyete vesile sayılabilir.