İçeriğe geç

Uhud’dan dönen Allah Resûlü, ordusuna yaptırdığı bu son manevra ile de onları eski moral gücüne kavuşturmuş olduğu hâlde Medine’ye avdet etmişti. Artık Müslümanlar eskisinden daha tecrübeli ve Allah Resûlü’nün sözlerindeki inceliği anlamakta daha titizdiler. Ancak harp esnasındaki geçici mağlubiyet, civarda hemen duyulmuş hatta bazı Arap ve Yahudi kabilelerin iştahlarını bile kabartmıştı. Uhud’da rencide olan onurun derhal giderilmesi; ve Müslümaların esas güç ve kuvvetlerinin hissettirilmesi, kaçınılmaz bir zaruretti ve bu işin, gecikmeye de tahammülü yoktu.

Hicrî 4. sene, Allah Resûlü, Mekke müşrikleriyle işbirliği yapan Nadîroğulları üzerine yürüdü. Bu Yahudi kabilesi, Allah Resûlü’ne karşı çok küstahlaşmış ve iki defa da onu öldürme teşebbüsünde bulunmuşlardı. Münafıkların ve Mekke müşriklerinin yardım talebine kanan ve Allah Resûlü’ne harp ilan eden Nadîroğulları, muhkem surların arkasına gizlenmekle her şeyi halledeceklerini zannediyorlardı…

Hâlbuki 15 günlük bir muhasaradan sonra derhal teslim oldular. Teslim oldu ve taşınabilir mallarını yanlarında götürmek şartıyla, yurt ve yuvalarını terk edip başka yerlere göç etmeye razı oldular. Ölümden kurtuldukları için bayram yapıyorlardı. Giderken yaptıkları şenlik, Medine’de misli görülmemiş bir şenlikti. Bu nasıl bir zillet idi ki, yuvalarından ayrılırken üzülme yerine gülüp oynuyorlardı.72

4. Bedr-i Suğrâ

253