İçeriğe geç

“Allah Resûlü, ashabı arasında oturuyor ve Mute’de cereyan eden hâdiseyi aynen anlatıyordu: İşte bayrağı Zeyd İbn Hârise (radıyallâhu anh) aldı, atını sürdü âdeta budadılar ve düştü, şehit oldu.. işte şimdi sancağı Ca’fer İbn Ebî Talib (radıyallâhu anh) aldı, işte onu da şehit ettiler.. işte Abdullah İbn Revâha (radıyallâhu anh) aldı ve o da Cennet’e uçtu. Ve şimdi de Allah (celle celâluhu) kılıçlarından bir kılıç aldı, idbâr ikbâle dönüyor!”139

Ve bir başka kaynağa göre biraz sonra da şöyle buyuracaklardır: “Ben üç şehidi, Cennet’te yürürken gördüm. İkisinin boynunda bukağı vardı. Başlarını sağa sola döndürmelerine mâni oluyordu. Ca’fer’in (radıyallâhu anh) boynunda bir şey yoktu ve o dümdüzdü. Çünkü o, düşmana karşı saldırırken, gözünü kırpmadan, başını sağa sola çevirmeden, dümdüz gitmişti.”140

Sahabe dahi olsa bazılarında ölüm endişesi olabilir.. ve onlarınki hiçbir zaman mahzur buudlarına ulaşmaz… Tabiî, Allah Resûlü’nün gördüğü, berzah âlemine ve misal âlemine ait tablolardı.

Benî Asfar’ın gözü korkmuştu… Evet, üç bin kişilik bir ordu. Halid (radıyallâhu anh), usta manevralarıyla kimsenin burnunu kanatmadan Medine’ye kadar gelebilmişti. İbn Hişâm’ın rivayetine göre bu muharebede verilen şehit sayısı 12’dir.141 Mute’nin neticesinde etrafa, İslâm’ın varlığı kabul ettirilmiş.. ve artık Benî Asfar da İslâm’ın adından bahseder olmuştu. Onlar arasında da Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yâd-ı cemîli dillerdeydi. İnansınlar, inanmasınlar herkes مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ “Muhammed Allah’ın resûlüdür.” tabirini kullanıyordu.

Bu umumî mânâdaki hazırlıklar yapıldıktan sonra, rüyanın gerçekleşme zamanı gelmişti.

284