İçeriğe geç

Bu hâdise münasebetiyle tarih bize bir tek insanın dahi arkada kaldığından bahsetmiyor. Aralarında kolu kopanlar, bacağını sürüye sürüye yürüyenler vardı ama, geriye kalan yoktu. Hatta, Abdurrahman b. Avf diyor ki: “Öyleleri vardı ki, yürüyemiyordu da sırtımızda taşıyorduk.” Kılıç tutmaya tâkati olmayanlar da vardı.. ve bu ordu gidip hedefine ulaştı.63

Haber, hareketin önündeydi ve Kureyş sarsım sarsımdı. Asker, etrafta panik hâsıl etmeyedursun, daha haber ulaşır ulaşmaz Ebû Süfyan kurtuluşu kaçmakta buldu. İslâm ordusu zâhiren hezimet gibi görünen bir durumdan sonra, âdeta zafer nârâlarıyla Hamrâü’l-Esed’e kadar gitti.. Orada bir gün kaldı.. dinlendi ve maddî-mânevî yaraları sarılmış olarak geriye döndü.

Bu son yürüyüşte, hiç kimsenin burnu dahi kanamamıştı. Hâlbuki Ebû Süfyan, sözde bir zafer elde etmiş gibiydi ama, Allah Resûlü’nün, ordusuyla gelmekte olduğunu duyunca paniğe kapılıp geriye dönmüş ve kimsede ümit bırakmamıştı.64

Şimdi soruyorum: Uhud’da kim galip, kim mağlup?. Kaçan Kureyşliler mi, kovalayan İslâm ordusu mu..?

İşte, böyle kritik bir anda, mutlak bir mağlubiyeti eşi görülmemiş bir galibiyete çeviren ikinci bir erkân-ı harp göstermek herhâlde mümkün değildir. Ve bu galibiyette, Allah Resûlü’nün inayet buudlu muhteşem fetanetinin mührü ve damgası vardır.

Değerli okur! Belli bir çizgide Bedir ve Uhud’u Allah Resûlü’nün stratejisi adına değerlendirmeye çalıştım. Bir avam insanın, avamca ifadeleriyle, bir erkân-ı harbe düşen vazifeyi anlatma mecburiyetinde kaldığımdan dolayı kulak tırmalayacak, muhakemelerinize takılacak ve ruhen sizi rencide edebilecek ifadeler kullanmış olabilirim. Allah (celle celâluhu) beni affetsin, siz de bağışlayın.

a. Devamlı Değişen Strateji

246