Evet onlar, bir cemaatin sahasına, alanına, meydanına kondu mu, yani o ordusunu getirip bir yere kurdu mu, artık onların işleri bitikti. Onlar için çirkin ve üzücü bir sabah vardı. Ayrıca Allah Resûlü, hücumlarını da hep fecir vakti yapıyordu.84 Fecir vakti, namazlarıyla, ezanlarıyla, o yer ahalisinin düşüncesini ortaya çıkarıyordu ve fecir vakti, bâd-ı tecellînin estiği zamanlardı. Yine Hz. Hakkı der:
Bâd-ı tecellînin estiği, mü’minin metafizik gerilime geçtiği ve sabah namazına kalkmaya alışan bir mü’min için seher vakti çok önemlidir. Bu itibarla o, hep fecri kollardı. Düşman esneye esneye, yatağından kalktığı dakikalarda, birdenbire mü’mini, bütün gerilimiyle karşısında bulurdu. Resûlullah’ın yolu büyük ölçüde buydu. Hayber surlarının dibinde:
اَللّٰهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ“Allahu Ekber, Hayber harab oldu.”85 dediği zaman Hayber Kalesi sarsılıyordu, ama kimsenin, bu ordunun oraya kadar geldiğinden haberi yoktu. Tabiî O, bütün bu seferlerini yıldırım hareketiyle yapıyordu. O, fevkalâde seri ve askerî tabirle, “muttasıl” yürüyordu. Öyle bir yürüyordu ki hecîn deveyle dahi O’na yetişmek mümkün değildi.