Evet, İnsanlığın İftihar Tablosu, ferman-ı ilâhî olan Kur’ân’la, kâinat kitabındaki gerçekleri telife muvaffak olan tek insandır. Evet, Kur’ân ne diyorsa, daha evvel Allah’ın (celle celâluhu) ilim pergeline göre işlenmiş, kudret ve irade ile ortaya konmuş, meşîet-i ilâhî ile meydana getirilmiş kâinat kitabı da, aynı şeyleri anlatmaktadır. Bu iki kitabı tevfîk etmede, daha doğrusu, bu tevfîki kavrayıp ifade etme ve hayata geçirmede Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) tektir, müstesnadır ve eşi-menendi yoktur.
2. …Ve Sarp Yokuş Uhud
Şimdi de, Allah’ın (celle celâluhu) inayetiyle, Uhud’a dönerek, bir de Uhud zaviyesinden, O muhteşem asker, O Büyük İnsan ve O menendi olmayan Nebi’nin, Uhud’da ortaya koyduğu firaset ve fetaneti beraber takip etmeye çalışalım. Mü’minin münafıktan ayrıldığı Uhud, vefalının vefasızdan ayrıldığı Uhud, yiğidin kalleşten ve korkaktan ayrıldığı Uhud, Nebi’ye gerçekten bağlı olanın, yüreğinde zaaf olandan ayrıldığı Uhud… O hep ürpertilerle anılacaktır.
Allah Resûlü, bir gün Uhud’un eteklerinden geçerken, uzun uzadıya bu dağa bakmış ve أُحُدٌ جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ“Uhud öyle bir dağdır ki o bizi sever biz de onu!”32 buyurmuştu.
Yukarıda da arz ettiğim gibi, bu söz, 14 asır öteden, Uhud’a karşı kalbinde bir küskünlük duyabileceklere, sanki Uhud’un müdafaası gibidir. Allah Resûlü, bir yanlış anlayışla, Uhud’a vefasızlık ve uğursuzluk isnadında bulunulmasın diye, gönüllere su serpmiş ve rencide olan Müslüman onura, başka sebep ve sâiklerin bulunduğuna işarette bulunmuştur.