Prensip olarak, siyere ait tafsilata girmeyeceğim. Zaten, bu türlü mevzulara temasımız, dolayısıyla oluyor. Bizim esas hedefimiz, naklettiğimiz hususlarda, Efendimiz’in risalet yönünü görüp gösterebilmektedir. O, öyle bir fetanete sahiptir ki, bu fetanetinin çeşitli buudları vardır. Ve bu buudlardan birisi de O’nun erkân-ı harpleri aşan bir erkân-ı harp olma buududur. Nasıl ki Bedir ve Uhud muharebelerinde Allah Resûlü’nün eşsiz bir erkân-ı harp olduğunu -tabiî bizim sınırlı malumatımız çerçevesinde ve işin ehli olmadığımızı da itiraf ederek- isbata çalıştık. Hendek harbinde de aynı ölçüde birkaç söz söylemeye gayret edeceğiz.
Evet O, eşsiz bir kumandandır.. Ve Hendek savaşı da, bizim bu hükmümüzü tasdik edip doğrulamaktadır.
Hendek savaşı en zor şartlar altında kazanılmış muhteşem bir zaferdir. Bu zaferi hazırlayan şartlar, bizzat Cenâb-ı Hakk’ın, Allah Resûlü’ne talim ettiği çerçevede gelişmiş.. ve o müthiş fetanet, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine vahiy ve ilham yoluyla talim buyurduğu bu şartları anlamış, anladıklarını, tatbike koymuş.. ve işte bu zafer de böyle gerçekleşmişti.
Evet, beşerî sınırlar içinde o kadar çetin ve aleyhte şartlar altında, böyle bir muvaffakiyete ermek çok zordu. Hatta imkânsızdı. Şimdi biz, teker teker, Efendimiz’in bu muharebede kullandığı taktikleri görmeye çalışalım ki, bir kere daha Hendek bize “Muhammedün Resûlullah” dedirtsin…
b. Hendek’in Perde Arkası
1. Düşman ordusu 24.000, Müslümanlar ise 3.000 kadardı. Yani düşman, Müslümanların tam sekiz misliydi.. ve her Müslüman, 8 kişiyle yaka-paça olacaktı.. Böyle bir muharebenin, meydan savaşı değil de bir müdafaa harbi olarak tatbike konulması evvelâ müthiş bir fetanet ifadesiydi.