İçeriğe geç
28. Bölüm

Sekizinci Bölüm Sahabe-i Kiram Ve Tâbiîn-i İzâm

A. SAHABE-İ KİRAM

Sünnet-i Nebeviye’nin ve hatta Kur’ân-ı Kerim’in nakilcileri, sahabe-i kiramdır. Mü’min ve Müheymin olan Allah’tan (celle celâluhu), emîn olan Cibril (aleyhisselâm) vasıtasıyla, insanlığın en emîni Muhammedü’l-Emîn’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelen ‘emanet-i kübrâ’yı aynıyle bize nakleden emanetçiler, ashab-ı kiram efendilerimiz olmuştur.

Sünnet, Kur’ân’ın kendilerinden senâkârane bahsettiği..1 Tevrat ve İncil’in kendilerine methiyeler çektiği..2 kâhinlerin kendilerinden söz ettiği.. kılı kırk yararcasına cihanpesendâne bir hayat yaşayan.. ve yalnızca Bedir, Mute, Yermuk destanlarıyla değil, hayatlarının her safhasıyla dillerde destanlaşan ve hayatlarını ukbâya göre ayarlayıp, adımlarını hep rıza-yı ilâhî mülâhazasıyla atan bu insanüstü insanların elleriyle bize intikal etmiştir.

Dolayısıyla, mevzumuz açısından bir nebze de sahabe-i kiramdan ve onlara ihsanla tâbi olan tâbiîn-i izâmdan söz etmek istiyorum:

1. Sahabe ve Tabakât-ı Sahabe

Sahabenin tarifi ve kime sahabi deneceği mevzuunda en tercihe şâyân görüş Hafız İbn Hacer’e ait olanıdır. Ona göre sahabi: “Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) görüp, az dahi olsa sohbetine eren, O’nu dinleyen ve bu ahd ü peymân içinde vefat eden mü’min insandır.”3

Bazıları, Allah Resûlü’yle (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir yıl hatta iki yıl birlikte olma şartını ileri sürmüşlerse de, cumhura göre, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek atmosferi içine giren ve o atmosferden kalbine ve ruhuna ilhamlar akseden, az buçuk O’nun nurlu ikliminden istifade edip ve vade vefa içinde ölüp giden her mü’minin, sahabi sayılacağında ittifak vardır. Kâfir, Resûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) elli bin defa da görse, sahabi olamaz.

455