H. Sünnetin Resûlullah (sallallâhu Aleyhi Ve Sellem) Zamanında Kaydedilmesi Ve Bilâhare Tedvîni
Sünnetin, Ömer İbn Abdülaziz döneminde tedvîn edildiği doğru olmakla birlikte eksik bir görüştür.. ve bu hususta gözden kaçırılan önemli bir nokta vardır ki, Resûlullah’ın sağlığında bazı sahabiler tarafından Kur’ân gibi sünnetin de yazılıp kayda geçirildiğidir.
1. Kur’ân’la Gelen Okuma-Yazma Seferberliği
Devr-i Risaletpenâhî’de Araplar büyük ölçüde okuma-yazma bilmiyorlardı ama, bilhassa Mekkelilerin etraf kabilelerle sürekli münasebetleri olduğundan içlerinde okuyup-yazanlar hiç de az değildi. Ayrıca, Kur’ân’ın inmeye başlamasıyla okuma-yazma kapıları da bütün bütün açıldı; zira her Müslüman Kur’ân’ı, Kur’ân’ın ahkâmını din adına bellemek mecburiyetindeydi. Bu itibarla da âdeta Kur’ân’ın inişiyle beraber bir ilim, kültür seferberliği başlamıştı.
Tabakat kitaplarının kaydettiğine göre, Allah Resûlü’nün etrafında kırk civarında vahiy kâtibi vardı.1 Bunlar, sıradan okuma-yazma bilen insanlar değildi.. vahiy kâtibi demek, kendisini Kur’ân’ı yazmaya adamış insan demekti ki; bugünkü tabirle, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) özel kalem müdürleri, sekreteri ve bu işe tahsis edilmiş kâtipleriydi.
O günlerde okuma-yazma o derece teşvik ediliyordu ki, Bedir Muharebesi’ni müteakip esirlerin (kurtuluş) fidyesi olarak, bir esirin on kişiye okuma-yazma öğretmesi kararlaştırılması önemli bir hâdiseydi2 ve o güne göre çok ileriydi.
Evet, o gün herkes okuma-yazmaya koşuyordu; zira hayatlarını alâkadar eden, yepyeni ve orijinal bir şey vardı ortada. Bu, dindi, Kur’ân’dı. Dine susamış insanlar onu her yönüyle alacak, belleyecek, hazmedecek ve hayatlarına hayat yapacaklardı. Köylüsü-şehirlisi; evinde, bağında, bahçesinde Kur’ân için kalemi kulağında bekliyordu ki, daha sonra, hadisle iştigal edenler, ‘kalemin kulakta olmasını’ bu işin âdâbından sayacaklardı. Böylece, belki de insanlık tarihinde ilk defa ilâhî bir kitap, kıyamete kadar kalacak, geçerliliğini koruyacak ve korunacak şekilde tesbit ediliyordu.