İçeriğe geç
21. Bölüm

B. Sünnetin Tesbitine Tesir Eden Âmiller

Sahabe, sünnetin ehemmiyetini çok iyi kavramıştı. Çünkü, Kur’ân-ı Kerim, Allah Resûlü’ne iniyor, O’nun tarafından tebliğ ediliyor, açıklanıyor ve yaşanıyordu ki, anlamanın bütün faktörleri mevcuttu.

1. Kur’ân’ın Sünnete Teşviki

وَمَۤا اٰتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ إِنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ “(Farz, vacib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne getirmişse onu alın ve sizi neden menediyorsa, ondan da kaçının.”1 buyuruyordu.

Âyette geçen ve meçhul şey ifade eden مَا ism-i mevsûlüyle ister vahy-i metlüv adına Kur’ân olsun, isterse vahy-i gayr-i metlüv adına kudsî hadis ve hadis olsun, Resûl’ün getirip tebliğ ettiği her şeyi, ف edatıyla da, bunlara behemehal ittiba ve itaatin vacib olduğunu ortaya koyuyordu. Aynı şekilde, ister Kur’ân yoluyla, isterse içtihatları, yorumları ve tefsirleriyle Allah Resûlü’nün nehyettiği her şeyden de kaçınılması gerektiği sarâhatini veriyordu ki, âyetin devamında: “Allah’tan korkun!” diyerek, bunun bir takva meselesi olduğunu ve kılı kırk yaran bir hassasiyetle görülüp gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyordu.

Sahabe bunu çok iyi anlıyor ve Resûlullah’ın her sözüne, her fiil ve takrîrine uymakla takvanın kazanılabileceğini, yani Allah’ın vikayesine girilebileceğini düşünüyor ve hayatını hep O’nun vesâyetinde sürdürüyordu. Zaten, âyetin sonu ki: “Şüphesiz, Allah’ın ikâbı çok şiddetlidir!” tehdidini de gündeme getirdiğinden, sahabi gibi kurbet kadrosunun böyle bir riske girmeleri asla söz konusu olamazdı.

356