İçeriğe geç

Bir başka rivayette ise: نَضَّرَ اللّٰهُ عَبْدًا سَمِعَ مَقَالَتِي فَوَعَاهَا ثُمَّ بَلَّغَهَا عَنِّي“Allah, benim sözümü işitip, belledikten, (ruh ve vicdanının kültürü hâline getirip, mahiyetiyle bütünleştirdikten) sonra, onu tebliğ edenin yüzünü ak etsin ve güldürsün!”5

2. Resûlullah’ın Teşviki

Yukarıdaki hadisinde de görüldüğü üzere Efendimiz, sünnetinin bellenmesini ve başkalarına tebliğ edilmesini teşvik ediyor ve böyle yapanlara da duacı oluyordu. Çünkü, vazifesinin ve getirdiği dinin temâdisi ancak bununla mümkün olabileceği gibi, insanların kurtuluşu da buna bağlıydı.

Mekke’nin fethinden az önce, Rabîa kabilesinden Abdü’l-Kays heyeti Resûlullah’a gelerek: “Yâ Resûlallah, biz sana çok uzak mesafelerden geliyoruz. Aramızda Mudar kâfirlerinden falan kabile var. Bu yüzden de haram ayların dışında sana gelmemiz mümkün değil. Bize kısaca bir şeyler emret de, arkada bıraktıklarımıza haber verelim, verelim de o sebeple biz de Cennet’e girelim!” dediler.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), onlara bazı şeyler emretti, bazı şeyleri de yasakladı ve sözlerini şöyle bağladı: اِحْفَظُوهُ وَأَخْبِرُوا بِهِ مَنْ وَرَاءَكُمْ“Bunları hıfzedin ve arkanızdakilere de haber verin!”6

Yine, Veda Hutbesi’nin sonunda: “(Sözlerimi) Burada bulunan, bulunmayana tebliğ etsin.”7 buyurdukları gibi, sahih bir hadislerinde de, bildiği bir şeyi gizleyip tebliğ etmeyeni: مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ ثُمَّ كَتَمَهُ أُلجِْمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ“Bir kimseye bildiği bir şeyden sorulur da, o da bunu gizlerse, kıyamet günü kendisine ateşten bir gem vurulur.”8 şeklinde tehdit etmişlerdi.

358