Resûl-i Ekrem, çok defa öylesi hâdiseler münasebetiyle ve öyle şartlar altında irad-ı kelâmda bulunuyorlardı ki, o şartlarla koordinatlanan sözlerin bellenmemesi ve bellendikten sonra da unutulması mümkün değildi. Hâdiseler, her zaman hatırlanacak ve kendilerini hissettirecek ağırlıkta idi.. ve her hatıra gelişlerinde de onlar vasıtasıyla irad edilen sözlerin tahatturuna vesile oluyorlardı.
Şimdi, bu hususla alâkalı birkaç misal arz edelim:
1. Allah Resûlü’nün mânevî kardeşi Osman İbn Maz’un vefat etmişti. Allah Resûlü, herhangi bir cenaze için fazla ağlamazdı ama, Hz. Hamza (radıyallâhu anh) gibi, Osman İbn Maz’un için de çok ağlamıştı. Hatta denebilir ki; onu su ile yıkamadan önce, Cennet kevserlerinden daha değerli olan kendi gözyaşlarıyla yıkamış ve aynı zamanda eğilip, mübarek dudaklarını onun alnında gezdirmişti. Bütün bunları gören bir kadın: “Ne mutlu sana Osman, Cennet’te bir kuş oldun!” deyince de, hemen tavrını değiştirmiş ve o kadına dönerek: “Ben peygamberim, kendime ne olacağını bilmiyorum; sen ne biliyorsun?” demişti ki, insan üzerinde şok tesiri yapan böyle bir hâdisenin ve hele bu hâdise münasebetiyle Allah’a karşı birini temize çıkarmanın kimseye düşmeyeceği: “Vallahi, bundan böyle kimseyi tezkiye etmem!”17 diyen o kadın ve orada bulunan diğer sahabilerin unutmasına imkân var mıdır.