Sahabe-i kiram, sünnetin kıymetini takdir ettikleri gibi, onu tebliğ ve nakletmenin ehemmiyet ve lüzumuna da çok iyi inanmışlardı. Onlar Efendimiz’in teşvikleri karşısında coşup, tehditleri karşısında ürpermenin yanında bizzat Kur’ân-ı Kerim’in, bildiğini ketmedenlere tehditlerini de öyle anlıyor ve bu değişik saiklerle sünnetin neşrine fevkalâde ihtimam gösteriyorlardı.
Evet onlar: إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَۤا أَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُۨولٰۤئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ“Şüphesiz, Allah’ın kitabdan indirdiğini gizleyen ve onu az bir paha karşılığı satanlar var ya, işte onlar, karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler.”9 gibi âyetlerin şiddetli tehditlerini de iliklerine kadar duyuyor, hissediyor ve kitabı da sünneti de hakkıyla belleyip, hakkıyla eda etmeye ve başkalarına tebliğe çalışıyorlardı.
Ayrıca Efendimiz, Kur’ân’ı talim ettiği gibi, kendi sünnetini de aynı titizlikle talim buyururlardı. İbn Mesud Hazretleri: “Bize, Kur’ân âyetlerini talim eder gibi, Tahiyyât’ı da talim ederdi.”10 bir başka sahabi de: “Kur’ân âyetlerini talim eder gibi, istihâre duasını talim ederdi.”11 demektedir.
Allah Resûlü, söylediklerini herkes bellesin diye ağır ağır konuşur ve söylediği şeyleri ekseriya üç defa tekrar ederdi… Bu hususta Hz. Âişe Validemiz (radıyallâhu anhâ): “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), sözü -sizin birbirinize zincirleme söylediğiniz gibi değil- ayıra ayıra söylerdi; saymak isteyen, O’nun kelimelerini sayabilirdi.”12 der.
O, bununla da kalmaz, ashabına sunduğu her şeyin, bir araya gelinip karşılıklı gözden geçirilmesini ve müzakere edilmesini teşvik ederlerdi. Bu mevzu ile alâkalı bir hadis-i şeriflerinde meselenin ehemmiyetine parmak basarak şöyle buyururlar: