“Benim bu mescidime gelen hayır için, hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelir. Böyle bir kişi, Allah yolunda mücahede eden kişi mevkiindedir.”15 gibi teşviklerle, O’ndan öğrenip bellediği her şeyi, bir ibadet neşvesi içinde başkalarına taşıyor ve bu kevserden herkesin yararlanmasını istiyorlardı. Hem de sadece erkekler değil, kadınlar bile aynı hâhişkârlığı gösteriyor ve erkeklerden geri kalmamaya çalışıyorlardı.
Kadınlar, namazda erkekler ve çocuklardan sonra saf bağladıklarından, çok defa Efendimiz’in söylediklerini duyamıyorlar, hatta mescidi bütünüyle erkekler doldurunca da dışarıda kalıyorlardı. Bundan ötürü kaç defa gelip: “Yâ Resûlallah, sözlerini dinlemek için, erkeklerden bize yer kalmıyor. Bize ayrı bir gün tahsis buyursanız.”16 diye ricada bulunuyorlardı. Efendimiz de bunların ricasını kırmıyor ve onların herhangi bir günde, herhangi bir yerde toplanmalarını emir buyurarak, kendilerine gerekli hususları talim ediyorlardı.
Ezvâc-ı tâhirât, kadınlık âleminin muallimeleriydiler. Sabah-akşam Resûlullah’la beraber olan bu nezih kadınlar, Kur’ân’dan, sünnetten öğrendikleri şeyleri, kadınlık âlemine intikal ettiriyorlardı. O’ndan duyduklarını, gelecek nesillere intikal ettirmek için, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), mübarek solukları sürekli onların ruh ciğerlerine doluyordu. Bu soluklar, Hz. Safiyye Validemiz’le ta Hayber’e, Meymûne Validemiz’le Âmir İbn Sa’saaoğulları’na, Ümmü Seleme ile Mahzumoğulları’na, Ümmü Habîbe ile Emeviler’e, Hz. Cüveyriye ile de Mustalikoğulları’na gidip ulaşıyordu.
Bu pâkize kadınlar, Allah Resûlü’nden her gün öğrendikleri yeni yeni şeyleri kendi kabileleri arasında naklediyorlar ve mevkilerinin gerektirdiği mürşidelik, muallimelik vazifelerini bihakkın yerine getiriyorlardı. Bu değişik kabileler de, Efendimiz’in hane-i saadetlerinde bulunan “Ezvâc-ı Tâhirât” nam temsilcileriyle şeref duyuyor ve iftihar ediyorlardı.
4. İz Bırakan Sözler ve Unutulmayan Hâdiseler