İçeriğe geç

Evet, hadisler, müsteşriklerin iddia ettikleri gibi, Efendimiz’den yüz sene sonra Ömer İbn Abdülaziz’in emriyle kaydedilmedi; aksine bizzat ta Efendimiz zamanında kaydedildi, kaydedildi ve ezberlendi.. ve bu metinler daha sonra da gerek yazılı gerekse sözlü olarak arkadan gelen nesillere aktarıldı. Akabe’nin yiğitlerinden Câbir b. Abdillâh da, vefatında İbn Abbas gibi, arkaya büyük bir miras, yani Allah Resûlü’nün hadislerini kaydettiği büyük bir kaynak bırakmıştı.25

Bütün bunlardan ayrı olarak, Hemmam b. Münebbih’in “es-Sahîfetü’s-sahîha”sı da aynı dönemden kalma en mühim hadis kaynaklarından biri olma imtiyazını taşır. Hemmâm, Ebû Hüreyre’den hiç ayrılmaz, bu hafıza dâhisi büyük sahabinin naklettiği her hadisi yazardı. O kadar ki, bir defasında bizzat üstadından duyduğu bir hadisi kendisine okuduğunda, Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh): “Ben bunu pek hatırlamıyorum.” deyince, bizzat hadisi kaydettiği defteri getirip göstermiş ve üstadını ikna etmişti.

Bu sahifeler, günümüzde Muhammed Hamidullah tarafından neşredilmişti. Ayrıca, ne enteresandır ki, bu hadisler aynen İbn Hanbel’in Müsned’inde bulunmakta, yine mühim bir kısmı itibarıyla Buhârî, Müslim gibi sahih kaynaklarda da yer almaktadır. Bu da, hadislerin, daha Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında kaydedildiğini gösterdiği gibi, O’ndan sonra da eksiksiz, yanlışsız ve tam olarak sahabe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn kanallarıyla hadis külliyatına geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu tarihî vâkıalar ve serdettiğimiz hadisler karşısında, hadis yazmayı yasaklayan haberler, son dönemin büyük hadis âlimlerinden Mısır’da yaşamış Ahmed Muhammed Şâkir’in yerinde tespitiyle, ya sonradan neshedilmiştir; ya da yukarıda izahına çalıştığımız gibi, Kur’ân’ın yanı başına yazılmaması ve hadis de olsa Kur’ân’a hiçbir şeyin karıştırılmaması içindir.26

450