İçeriğe geç

Bu ilim dağarcığı, Allah Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) duyduğu şeylerin bir tekini bile kaçırmamış ve kıyamete kadar bâki kalmak üzere kemal-i ihtimamla kendinden sonrakilere nakletmişti. “Kur’ân’da: إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَۤا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُۨولٰۤئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاَعِنُونَ ‘Apaçık delilleri ve hakikatleri ve göndermiş olduğumuz hidayet nurunu Biz, insanlar için kitabda açıklayıp ortaya koyduktan (ve tebeyyün ettirdikten) sonra gizleyenler var ya, işte Allah, onlara lânet eder ve lânet edenler de lânet eder.’47 âyeti olmasaydı, hiçbir rivayette bulunmazdım.”48 derdi.

Bu masum, sempatik, nüktedan sahabinin, Allah Resûlü gibi mizacı âlî ve yüksek tavırlardan hoşlanan Büyükler Büyüğü bir zâtın yanında dört yıl kalması ve kurbiyetinin hiç mi hiç yadırganmaması bile, onun büyüklüğünü göstermesi bakımından yeter zannediyorum. Bir büyüğe yakın olmadan, bunun ne demek olduğu anlaşılamaz. “Reh-i sevdaya girdim; namus, ar bana lâzım değil!” demedikçe de büyüklere yakın olunamaz.

İddia edildiği gibi, sahabenin Hz. Ebû Hüreyre’ye karşı tavrı yoktu. Ensarın ilk Müslümanlarından, Resûlullah’la Akabe’de ilk el sıkışanlardan ve Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) hanesinde misafir etme şerefine eren İstanbul’un şanlı misafiri Hz. Ebû Eyyub el-Ensarî Hazretleri, kendisinden rivayette bulunur ve: “Sen, ondan daha evvel Müslüman oldun ve sen de Allah Resûlü’nün sahabisisin.” diyenlere: “O, bizim duymadıklarımızı duymuştur.”49 cevabını verirdi.

480