İşte, Kur’ân’ı ve Sünneti bize nakledenler, bu seviyedeki insanlardı; yalana tenezzülleri asla mümkün olmayan bu insanlar… İşte Kur’ân ve Sünnet de böyle sağlam insanlarla, öyle sapasağlam perçinlenmişti ki artık onlardan sonra da bu durumu değiştirmek mümkün olmayacaktı.
e. Zor ve Çetin Dönemde Sahip Çıkmaları
Sahabe-i kiram, İslâm’a sahip çıkmanın çok pahalı olduğu bir zamanda sahip çıktı. Bugün de pahalıdır bu iş ama çok daha pahalı olduğu öyle zamanlar olmuştur ki, bir beldede bu meseleye sahip çıkan bir mü’min, Âkif’in:
beytinde ifade ettiği yalnızlık içindeydi.
Sahabe-i kiram, bundan da öte bir yalnızlık ve bir vahşet içinde Allah’ın dinine ve peygamberine sahip çıktılar. Hem öyle bir zamanda ve öyle şartlar altında sahip çıktılar ki, Muhyiddin İbn Arabî’nin Muhâdaratü’l-ebrâr ve müsâmeretü’l-ahyâr’ında naklettiğine göre, Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Ebû Ubeyde İbn Cerrah’a, Hz. Ali’ye ulaştırması için söylediği şu sözler, onu tasvire yeter zannediyorum:
“Yâ Ali, sen çocuktun; sağını solunu daha bilmiyordun. Biz, ölümü birkaç defa göze almadan sokağa çıkmaya cesaret edemezdik; çıkarken de başımızda kılıçların kavis çizeceğini düşünürdük. Zağlanmış hançerlerin bağrımıza saplanmasını hesaba katmadan kimseye ‘Allah birdir.’ diyemezdik.”16