İçeriğe geç

Ebû Hüreyre Müslüman olmuştu ama, bir derdi vardı.. ve ona göre bu, büyük bir dertti.. annesi henüz Müslüman olmamıştı. Bu büyük sahabi, kendisini yetim büyüten annesini Müslümanlığa çekmeyi, hem bir vazife hem de vefa borcu biliyordu. Bir gün Resûlullah’a gelerek: “Yâ Resûlallah, dua etmez misin, Ebû Hüreyre’nin annesi de ‘Lâ ilâhe İllallah’ desin?” istirhamında bulundu. Sonra Allah Resûlü, ellerini kaldırıp dua buyurunca, bu füze hızıyla İslâm’a giren ve Allah Resûlü daha ellerini indirmeden duasının kabul olacağına inanan genç ve taze Müslüman, ok gibi fırlayıp evine koştu. Her gün: “Acaba bugün anneme bir şey anlatabilir miyim, kalbine girebilir miyim?” ümidi ve: “Acaba bugün de beni reddeder mi, yine yadırgar mı?” endişesiyle koştuğu evin kapısının tokmağına dokunduğunda, içerden annesinin: “Dur, olduğun yerde kal!” sözünü işitti. Kadın, “Lâ ilâhe illallah” dedikten sonra boy abdesti alması lâzım geldiğini öğrenmişti. Biraz sonra, başında örtü kapıyı açtı ve: “Oğlum, işte dediğin şeyleri diyorum: Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah…”

Ebû Hüreyre, müjdeyi vermek üzere bu defa da hemen Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) koştu; koştu ve duanın kabulü, onda ikinci bir ümit hâsıl etmişti: “Yâ Resûlallah, dua et, mü’minler, beni ve annemi sevsinler!” istirhamında bulundu. Allah Resûlü, ellerini kaldırıp yine dua buyurdular: “Allahım, Ebû Hüreyre’yi ve annesini mü’minlere sevdir!”39

Evet, mü’minler, Ebû Hüreyre’yi sever; onu kimlerin sevmediğini ise okuyucunun iz’an ve anlayışına havale ediyorum.

477