Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’nden gece gündüz hiç ayrılmadı. O, bir zekâ ve hafıza kahramanıydı. Gecenin üçte birinde uyur, üçte birinde ibadet eder, evrâd ve ezkârını okur; kalan üçte birinde de hafızasındaki hadisleri unutmamak için tekrar ederdi. Aynı zamanda o, bir ilim adamı, bir fakih, bir hadis hafızı da olmuştu. Bir gün mescitte: “Allahım, bana hiç unutmayacağım bir ilim nasip eyle!” diye dua ederken Allah Resûlü duymuş ve mescidi ihtizaza getirecek şekilde: “Allahım, âmin!” demişti.40
Ebû Hüreyre’nin çok hadis bilmesinin arkasında, duasına Allah Resûlü’nün böyle “Âmin!” demesi de söz konusu idi. Yine bir gün Allah Resûlü’ne: “Yâ Resûlallah, senden duyduğum hiçbir şeyi unutmak istemiyorum.” deyince, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ridânı çıkar, yere yay!” buyurdular. Ebû Hüreyre de öyle yaptı ve Allah Resûlü, ellerini açıp dua buyurduktan sonra, gâibden bir şeyle dolmuş gibi, mübarek ellerini getirip o ridâya boşalttı; sonra da: “Onu dür ve bağrına bas!” buyurdu.
Ebû Hüreyre, bu hâdiseyi anlattıktan sonra: “Dürdüm ve bağrıma bastım. Yemin ederim, artık bundan sonra Resûlullah’tan duyduğum hiçbir şeyi unuttuğumu hatırlamıyorum.” derdi.41
Daha hayattayken kendisine: “Çok hadis rivayet ediyorsun!” diyenlere, kemal-i safvet ve samimiyetiyle: “Muhacir kardeşlerim çarşılarda alışverişle, ensar kardeşlerim de ziraatlarıyla meşgul olurken, ben karın tokluğuna Resûlullah’a hizmet ediyordum.”42 cevabını verirdi.