وَمَثَلُهُمْ فِي الْأِنْجِيلِ“İncil ise, onlardan şöyle bahseder.”: كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ“Bir ekin ki, ruşeym hâlinde başını taştan, topraktan dışarı çıkardı.”فَاٰزَرَهُ“Derken, hemen büyüdü ve boy attı.”فَاسْتَغْلَظَ“Ve ardından da kalınlaştı.”فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ“Ve gövdesi üzerine doğruldu (ve salınmaya durdu.)”يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ“Öyle ki, ekini ekeni, tohumu saçanı bile hayrette bırakacak derecede (çabuk büyüdü, küfre, dalâlete baş kaldırdı, bütün dünya ile hesaplaşacak seviyeye ulaştı.) Küffârı gayz içinde bıraksın diye.”:
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا“Allah onlar gibi iman edip makbul ve güzel işler yapanlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”21
Nedir Allah’ın vaad ettiği büyük mükâfat? Kur’ân, bunu tasrih etmiyor; çünkü, sürpriz yapacak Allah; gözlerin görmediği, kulakların işitmediği mükâfatlarla mükâfatlandıracak onları;22 Cennet’ine koyup, Firdevs’iyle serfiraz etmesi ise, onlara bir unvan-ı eltafı.
Bir gün, çocuğu şehit olmuş bir kadın, Allah Resûlü’ne gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü, eğer Hârise şehit olduysa ve eğer Cennet’e girdiyse ağlamayacağım; yok, böyle değilse, kıyamete kadar üstümü başımı yırtacak ve ağlayacağım.” dedi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu kadına şu hayatbahş cevabı verdiler: “Cennet bir değil ki! Senin oğlun, Cennet’in en yükseği olan Firdevs’tedir.”23
Bu, sonradan iman etmiş genç bir sahabiydi. Sonradan iman etmiş sıradan bir sahabi, Cennet’in en yükseğine giderken, sünneti bize nakleden ve hakikat-i Ahmediye’yi günümüze taşıyan büyük sahabilere yalan isnadında bulunmanın, bulunup ehl-i Cehennem görmenin, insanı nereye götüreceğini düşünmek gerekir!