Ebû Akîl bunların başında gelir: Uhud’da bekledi, feth-i Mekke’de bekledi; Mute’de bekledi; nihayet Yemame’de beklediğine erdi. Ve bu yiğitler, Allah’a verdikleri sözü hiç değiştirmediler. İlk gün nasıl idilerse, son gün de öyleydiler. Dünya onları hiç mi hiç değiştiremedi.. cismaniyetleri asla onlara galebe çalamadı.. karanlıkların yırtılacağı, nurun ortalığı kaplayıp, karanlık ordularının aydınlık ruhlar tarafından bozguna uğratılacağı âna kadar, hiç değişiklik göstermeden hep yiğitçe davrandılar…
5. Hadis-i Şeriflerde Sahabe
Kur’ân, sünneti bize intikal ettiren ve tertemiz kanal olan sahabeyi böyle destanlaştırmaktadır. Şimdi bir de ashap hakkında şerefsüdûr olan hadis-i şeriflerin nurefşân ikliminde temâşâ edelim onları.
a. İmam Buhârî ve Müslim’in yanında, kütüb-ü sahiha rivayet ediyor; ravi-i hadis de, ashabın gençlerinden ve kendisini Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) gibi Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) vakfedenlerden Ebû Said el-Hudrî:
“Ashabım hakkında uygunsuz sözler söylemeyin! Eğer, sizden birinin Uhud Dağı kadar altını olsa ve bunun tamamını Allah yolunda infak etse, bu, onların bir-iki avuçluk infakına, hatta yarısına bile mukabil gelmez.”30
Zira onlar, İslâm davasına en çetin günlerde sahip çıktılar. Dolayısıyla, ashab-ı kirama dil uzatmak, bir Müslümanın yapacağı iş değildir.
Dün bir kısım bâtıl mezhep taraftarlarına, bugün de İslâm’a cibilli düşman müsteşriklere uyan ve batının sanayi şoku, teknoloji şoku karşısında şaşkın; hatta onları İslâmî ilimlerde de mihrap edinen birtakım zavallı Müslümanların yaptığı gibi, biz, ashab hakkında asla uygunsuz sözlerde bulunmayız ve de bulunmamalıyız.
b. Tirmizî, Ahmed İbn Hanbel ve İbn Hibban, Abdullah b. Mugaffel’den rivayet ediyor: