İçeriğe geç

Abdullah b. Cahş (radıyallâhu anh), kendisini öldürecek bir hasımla karşılaşmak için Allah’a (celle celâluhu) dua etmektedir. Aman Allahım, bu nasıl ukbâ ve ebediyet mülâhazasıdır! Hamza’nın (radıyallâhu anh) kükreyişleri, aslanların ödünü koparacak gibidir. Ve bu ölüm fedailerini düşmanın bağrına salmak, hiç beklenmedik bir stratejiydi ki, Ebû Süfyan, Bedir hesapları yaparken, yeni bir şaşkınlık yaşıyordu. Evet, Uhud’da karşılaştıkları hiç de Bedir’dekilere benzemiyordu. Hele, “Ölüm! Ölüm!” nârâları, Kureyşlileri sıtmalılar gibi tir tir titretiyordu.

Evet, müşrikler böyle bir şey beklemiyorlardı. Beklemedikleri için de birdenbire bozguna uğramışlardı ki, işte Uhud’un birinci safhası buydu. Bu birinci safhada, Allah Resûlü Medine ile Uhud arasında, sırtını Uhud’a vererek okçularını uygun bir yere yerleştirmiş, onlara: “Sakın yerinizden kıpırdamayın!” demiş, sonra da aslanlarını düşman ordusu üzerine salmış ve düşmanı bozguna uğratmıştı.. hem öyle bir bozguna uğratmıştı ki, kaçanlar kendilerini bir anda kadınların çadırlarında buldular. Bu arada Ebû Dücâne (radıyallâhu anh) ta merkezde korunan, Ebû Süfyan’ın hanımı Hind’in yanına kadar gidip ulaştı; hatta kılıcını kaldırıp tam başına indireceği zaman “Allah Resûlü’nün kılıcını bir kadının kanı ile kirletmeyeyim.” mülâhazasıyla geriye döndü.47

Bütün sahabe, bu kadar başarı ile, kendilerine verilen rolü çok iyi oynamış, vazifesini bihakkın yerine getirmiş ve mücadele etmenin hakkını vermişlerdi. (Allah (celle celâluhu) ebeden onlardan razı olsun.)

Âl-i İmrân sûresi, sanki Uhud’da mücadele veren bu insanları destanlaştırmaktadır. Geçmiş peygamberlerden misallerle, onların etrafını alan yiğitler tablolaştırılıp tasvir edilirken Allah Resûlü’nün etrafındaki bu bahadırlara da telmihler yapılmış ve şöyle denmiştir:

233