Dördüncüsü: Bedir’e iştirak edemeyenlerin yana yakıla yaptıkları dualar vardı. Bunlar, hep şehit olmak için Cenâb-ı Hakk’a dua dua yalvarıyorlardı.. ve işte bu dualar, Allah (celle celâluhu) tarafından kabul edilmişti ki, Allah pek çoğunu o köprüden geçirmişti. Uhud’da geçirilen sarsıntı esnasında Enes b. Nadr, gözlerini semaya dikmiş ve panik içinde bulunanları göstererek: “Allahım, bunların yaptıklarından özür diliyorum!” demiş.. sonra da en gür sesiyle: “Allah Resûlü’nün öldüğü yerde siz niye yaşıyorsunuz!” sitemleriyle kendini düşman saflarına çalıp vefat ettiğini zannettiği Efendimiz’e kestirmeden kavuşma yollarını araştırıyordu.67
Evet, şehit namzetlerinin yaptıkları duaların hemen hepsi kabul olmuştu. Zaten, insan, onu istemiş de ne zaman mahrum kalmıştır ki! İşte aradan onca asır geçtikten sonra Murad Hüdavendigâr Hazretleri’nin duası: “Allahım, ümmet-i Muhammed’i aziz, beni de şehit eyle!” Sırpsındığı, hem onun duasının hem de şehadetinin şahidi. Müslümanlar zafer kazanır, aziz olurlar. Biraz sonra ölüler arasında dolaşırken “Miloş”un hançeriyle o büyük insan da duasının ikinci şıkkına mazhariyetle şehit olur ve Rabbine kavuşur. Cân-u gönülden yapılan bu duaları Cenâb-ı Hak kabul buyurmaktadır. İşte sahabenin şehit olmak için yaptıkları bunca dua, Uhud’un ortasında kabul olmuş ve bunca insanın şehadeti de zâhiren mağlubiyet gibi görünmüştür.
Beşincisi: Uhud’da savaşanlar, bir büyük zatın dediği gibi, ekseriyetle “hâl”in sahabileri ile istikbalin sahabileriydi. Yani, Uhud’da, bizzat sahabe olanlarla, ileride sahabe olacak olan Amr b. Âslar, İkrimeler, Halid b. Velidler, İbn Hişâmlar savaşıyorlardı. İşte istikbalde İslâm fütuhatının mühim bir rüknü olmaya namzet ve fıtraten mağlubiyete tahammülleri mümkün olmayan bu insanlar, onurları rencide olmadan İslâm’a girsinler diye, Uhud’da geçici bir mağlubiyet yaşanmıştır.68