Birileri, gül bahçesinden gül koparmak istiyor, öbürü de kanını döküp gül büyütmek, gül yetiştirmek istiyor. Biri: “Hayatın şu yükünü sırtımda taşıdığım yeter, açılsa da Cennet kapıları girsem ve onun yasemenliklerinde reftâre yürüsem!” Öbürü de: “Ah bir sapasağlam geriye dönebilsem, bir içki içsem, bir rakkâselere raksettirsem ve hayattan kâm alsam!” diyordu.. evet, burada, hayatı istihkar edenlerle hayatın kulları savaşıyordu. Bu, cemaat karşısında, darmadağınık yığınların savaşıydı.. ve savaşın neticesi daha baştan belliydi. Çünkü burada nizamla-nizamsızlık savaşıyordu.
Arz ettiğim gibi, ordunun içinde bir gedik açılır ya da bir yerde bir diş kırılır veya bir yaralanma olursa, Allah Resûlü, hemen orayı takviye buyurur ve askerler, Allah Resûlü’nü önlerinde görünce daha bir civanmerdâne savaşırlar ve o gedik hemen kapanıverirdi. Zaten sürekli taktik farklılığı kudsîlerin en belirgin vasfı. Öyle ki Bedr’e gelirken de, çok farklı taktikle gelinmişti. O bunları çok fazla yazıya da dökmüyordu; zira yazıya dökülen taktiklerin, karşı tarafça elde edilmesi her zaman muhtemeldi.