İçeriğe geç

Evet, onlara son darbeyi vurmak suretiyle diyecekti ki; kuvvet onların elinde değil, kuvvet hakkın elindedir ve kim hakka teslim oluyorsa, Allah (celle celâluhu) onu kuvvetli kılacaktır. Bugün olmasa da yarın, bütün kuvvetler, güçler hakkın eline geçecektir ve bir gün gelecektir ki, sözü hak söylecek, gönüllere hak düşüncesi hâkim olacak; insana ve insanla gelen yüce mânâya herkes temenna duracak ve saygı gösterecektir. Ve işte Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), bunun kavgasını veriyordu.

Bu arada, kavim ve kabilelerden mütehayyir, ortada kalmış olanlar vardı. Bunlardan bazıları İslâm’a girmek istiyorlardı ama, Kureyş’in zulüm ve işkencesinden korkuyorlardı. Bu mütehayyir ve müteredditler, ayaklarını kaldırıyor, fakat adımlarını atamıyorlardı.

İşte, bunlara adım attırma sırası gelmişti. Kuvvetin Allah’ın (celle celâluhu) elinde olduğunu ve kuvvet dengesinin Medine lehinde değiştiğini gösterecek ve onlara itminan verecekti. “Korkmayın, tasalanmayın, inanıyorsanız, yani mü’min iseniz, Allah (celle celâluhu), er geç size fereç ve mahreç ihsan edecek; kapıları, pencereleri sonuna kadar açacak ve siz huzura, saadete, mutluluğa uyanacaksınız!” diyordu.

O, böyle diyordu.. müteredditler de Bedr-i Kübrâ sonunda anlayacaklardı ki, artık kuvvetler yer değiştiriyor. Mekke’deki küfür yobazlarının bize yapacağı bir şey kalmadı diyecek ve Medine’ye, medeniyetin başkentine, medeniyet düşüncesiyle gelen O yüce insan, Hz. Muhammed Mustafa’ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) yönelecek ve “La ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” hakikatiyle yeni bir anlayışa uyanacaklardı.

a. Bedir’deki Kuvvetler

Allah Resûlü, sahih meğâzî ve siyer kitaplarının nakline göre, Bedr’e 305 insanla çıktı. Bulunup bulunmadıkları ihtilâflı olanlarla bu rakam 313’e ulaşıyor.1 Bazı kitaplar bu rakamı Hz. Dâvûd’un arkasında, Câlût’la savaşan askerin sayısına denk tutarlar.2

195