İçeriğe geç

Keşke, Merzifonlu’nun etrafındakiler, son neferine kadar orada ölseydi de hiçbirisi kaçmasaydı. Kim bilir belki de orada idbâr, ikbâle dönebilirdi. “Kızıl elma” tarih boyunca alınamadı; belki de alınabilirdi. Ama, hayat tatlı görülünce ve ölüm de endişe edilen bir husus hâline getirilince, hatta Cennet ve iman, mü’minin nazarında ikinci, üçüncü mesele hâline gelince; dahası dünya, mü’minin gözünde büyüyünce Allah (celle celâluhu), mü’minin mehâbetini aldı.. mü’min, mehâbetsiz kalınca da kâfir gelip galebe çaldı. Artık, mü’mini görseler dahi ondan korkmuyorlar, gözünün içine baka baka onu aldatıyor ve onunla alay ediyorlar.28

Mü’mine, harp meydanından kaçmak yakışmaz. O, orada doğranabilir ama, yine kaçmaz. Tarih bunun binlerce misaliyle doludur. Ve hepsi de bu civanmertliği ve gözüpekliği âdeta Bedr’in aslanlarından öğrenmişlerdir. Bu savaş, ileride geleceklere de örnek olması bakımından çok önemlidir.

Yermuk’te 20 bin kahraman, 200 bin Bizanslıya karşı savaşmıştı. O da Bedir gibidir. Tabiî ki bu zafer aynı ruh ve şuuru paylaşan insanların omuzunda bayraklaşmıştı. Düşünün ki o gün, Yermuk’te, binlercesi gibi oldukça farklı bir kahraman daha vardır. Adı, Hayyâş b. Kays… Öğle vakti ayağı bir kılıç darbesiyle kopar da bundan hiç haberi olmaz. İkindi vaktine doğru, zafer mü’minlerin lehinde neticelenmiştir ve bu bahadır, attan inmek istemektedir. Her zaman olduğu gibi ayağını yere doğru atarken boşluğa gider ve yere yuvarlanır. Ne olduğunu anlamak için doğrulup ayağa kalkmak isteyince, işi anlar; o gün ayağı kendinden önce Cennet’e gitmiştir.29

Öyle savaşıyorlardı ki ne dünya, ne de ukbâ umurlarında değildi. Onlar, Yunus’un diliyle, “Bana Seni gerek Seni!” diyor, her yerde O’nu solukluyorlardı.

221