Altıncısı: Uhud’da meydana gelen o sarsıntıda, aynı zamanda bir tevhid dersi vardır. Bedir’deki muvaffakiyet, bazılarında belki sebep buudunu havalandırmış olabilir.. gerçi düşmana karşı aziz ve onurlu olma masum bir duygudur ama, yukarıda da ısrarla arz ettiğimiz gibi, böyle bir duygunun -anlık dahi olsa- onların içinden geçmesi, onların ölçüsünde bir kurbiyeti paylaşanlar için bir seyyie ve bir günah sayılabilir.
Galibiyet ve mağlubiyet, tamamen Allah’ın (celle celâluhu) hükmü altındadır. Bedir’de galip eden O’dur. Eğer O’nun kaza ve hükmü düşünülmeden, fertler kendilerine bir galibiyet isnad ederlerse, bu gizli bir şirk olabilir. Onlar, şirkin en hafifinden de fersah fersah uzaktırlar. Düşünce planında ve fikir bazında bunu herkes böyle kabul etmekle beraber, müşahhas bir misalle, Cenâb-ı Hak, sahabenin bu hususta hakka’l-yakîn ölçüsünde bir imana ermesini murad etmiş ve Uhud’un ortasında, mutlak bir zaferden sonra Müslümanları geçici de olsa mağlup duruma düşürmüştür. Sonra da hiç beklemedikleri bir anda onlara zafer bahşetmiş ve yine kendi meşîet ve hâkimiyetini hatırlatmıştır.
“De ki, ey Allahım, mülk sahibi Sensin. İstediğine verir, istediğinden alırsın. İstediğini azîz ve istediğini zelîl edersin! Hayır, bütünüyle Senin elindedir. Sen her şeye kadirsin.”69 mealindeki âyet Uhud’da bütünüyle tezahür etmiş ve Müslümanlar bu ilâhî icraatı gözleriyle bizzat görüp, bizzat yaşamışlardı. Belki zâhiren küçük zararları olmuştu ama, iman adına kazanılan bu nur-u tevhid ve onun içinde hissedilen sırr-ı ehadiyet o zararları hiçe indirmiştir.