İçeriğe geç

Tam bu esnada Allah Resûlü, üzerine gelmekte olan bir grup gözü dönmüşü göstererek: “Bunlara karşı kim çıkacak?” deyince Nesibe (radıyallâhu anhâ) elindeki sargıları, belindeki matarayı atarak: “Ben yâ Resûlallah!” cevabını vermiş ve müdafaa hattında yerini almıştı. Artık şimdi o, bir dişi aslan gibi elindeki kılıçla sağa sola saldırıyor ve Resûlullah’a yaklaşanları biçip geçiyordu.

Oraya sargı sarmak, yaralıları tedavi etmek için gelmişti ama, iş başa düşünce âdeta aslan kesilmişti. O, Allah Resûlü’nün önünde mücadelesini devam ettirirken oğlunun kolunun bir kılıç darbesiyle kesildiğini görür, koşar onu sargı ile sarar ve elini sırtına vurarak: اِذْهَبْ فَقَاتِلْ أَمَامَ رَسُولِ اللّٰهِ “Git, Resûlullah’ın önünde savaş evlâdım!” der ve savaş mevkiine döner. O kadar yakın savaşıyordu ki, âdeta Allah Resûlü’nün fısıltılarını duyuyordu. Sırtında, elin içine girip saklanacağı kadar derin bir yara açılmış, kanlar içinde, O, Allah Resûlü’nün fısıltılarını, Allah Resûlü de onun fısıltılarını duyacak kadar birbirlerine yakınlar.

O çocuğunu savaşa gönderdikten sonra Allah Resûlü ona şöyle buyuruyor: مَنْ يُطِيقُ مَا تُطِيقِينَ“Senin şu yaptığına kim takat getirebilir ki, kim dayanabilir ki!” Bunu yakalayan (duyan) büyük kadın: اُدْعُ اللّٰهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مَعَكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ “Allah’a dua et, beni Cennet’te seninle beraber eylesin!” der. Ve Allah Resûlü ellerini kaldırarak, yüzünden, sırtından, kolundan kanlar akan bu kadına dua eder: “Allahım, Cennet’te onu benimle beraber kıl!”52 Şerefli kadın bu duayı işitince: “Gayri kıyamete kadar O’nun önünde savaşabilirim.” der.

239