İçeriğe geç

Allah Resûlü, kafasında olanları öyle planlıyordu ki, en hassas ölçüleri dahi nazardan kaçırmıyordu. Bugün, haritalar üzerinde yazılıp çizilen.. ve taslak planlarla ancak ifadesi mümkün olan manevraları O, hep kafasında kuruyor, ânı ve zamanı gelince de, kafasında kurup planladığı hususları takbik ediyordu. Bedr’e öyle bir strateji ile gelmişti ki, düşman düşünüyor, taşınıyor, 50 tane casus gönderiyor ve bir şey koparamıyordu. Harbin sonuna kadar, Allah Resûlü nasıl hareket edecek, ne yapacak, nasıl davranacak, sırdaşları ve has kumandanları müstesna, kimsenin bundan haberi yoktu. Oysaki, düşman hep karambole savaşıyordu. Allah Resûlü’nün ordusu ise, gözü açık, nereye ok atacak, mızrağı nereye salacak her hususta bilerek hareket ediyordu.

Evet, strateji çok önemlidir.. ve ben, günümüze ait bazı hususlar istisna edilecek olursa, bunca ilerlemiş olmamıza rağmen henüz bu seviyede bir stratejiye vâkıf olduğumuz kanaatinde değilim!

i. Cepheden Ayrılma Mü’minin İşi Değildir

Önemli bir diğer husus da, kendisinden emir geleceği âna kadar fertlerin, hissî hareket etmemeleri ve ölesiye oldukları yerde kalmalarıydı. Hatta bozgun mukadder olsa bile, “Kuzgun leşe” deyip yerlerinden ayrılmamalarıydı. Zaten, Kur’ân da onlara:

يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُۤوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ

“Ey iman edenler! Savaş için ilerlerken, inkâr edenlerle toplu hâlde karşılaştığınızda, onlara arkanızı dönüp kaçmayın!”27 demiyor muydu?

Bir tek kişi bile kalınsa kaçılmayacaktı. Ben, ne zaman Viyana bozgununu hatırlasam, yüreğim sızlar ve kendi kendime şöyle derim:

220