Hudeybiye dönüşünde Allah Resûlü, bir çıban başı olan Hayber’in üzerine yürüdü. Yahudiler burada daima fitne kaynatıyorlardı. Bazen, Gatafan’la kafa kafaya veriyor, bazen Benî Nadîr’le anlaşıyor, bazen de Kureyş’e çanak tutuyor; ama mutlaka ve her zaman Müslümanların aleyhine oyunlar planlıyorlardı. Zaten Kureyş’i tahrik eden ve onlara cesaret veren de bunlardı. Bedir’de, Uhud’da ve Hendek’te hep onların kışkırtması vardı.
Artık onları te’dip etme vakti de gelmişti. Allah Resûlü, yine bir yıldırım harekâtı düzenledi. Hudeybiye’ye gelenler, umre yapamamışlardı ama, cihad yapıp umrenin boşluğunu doldurabileceklerdi. Efendimiz, sahabeden bir kısmını Gatafan üzerine gönderdi.130 Çünkü Gatafan, Hayber’in dostuydu. Bu durumda Gatafan, esas hedefin kendileri olduğunu zannederek kendi başlarının derdine düştüler.. ve böylece Hayber’le olan irtibatlarında bir kopukluk oldu. Oysaki, Allah Resûlü’nün hedefi Hayber’di… Onlar, “Ha geldiler-ha gelecekler.” diye korkulu rüyalar göredursunlar, Allah Resûlü, yine bir gece yürüyüşü ile, kimseye hissettirmeden, Hayber’e ulaştı.
Hayberliler için bugünün diğer günlerden hiçbir farkı yoktu.. herkes mutat işine gitmek üzere ellerinde ziraat aletleriyle bağ, bahçe ve tarlalarına gideceklerdi. Ancak, kaleden adımlarını dışarıya atar atmaz donakaldılar. Karşılarında müsellah bir ordu ve başlarında da Allah Resûlü. Yeniden gerisin geriye kaçmaya başladılar. O esnada Müslümanlar da en gür sadâ ile اَللّٰهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ“Allahu Ekber! Hayber harab oldu.”131 diye haykırıyorlardı. Artık Hayber’in işi bitikti.. yollar teslim olmaya doğru kayıyordu. Ne var ki Hayber’e yine de bir Haydar-ı Kerrar lâzımdı, lâzımdı ki Hayber kalesinin kapısını alsın ve bir kalkan gibi kullansın.. kullansın ve İslâm ordusunu şahlandırsın.132