Ayrıca Allah Resûlü, ordusunun içinde bulunuyordu ki, bu da Müslümanlar için ayrı bir güç, ayrı bir dinamizm kaynağıydı. Zaten: “Ölürsek beraber ölürüz. Kanım kanınızın; canım da canınızın önündedir!”16 demişlerdi. İmamın, raiyetine emniyet ve güven telkin etmesi çok önemlidir. Ve Allah Resûlü bunu en iyi şekilde yapmıştı: “Canım canınızın önünde; kanım kanınızın önünde, size ilişirlerse bana ilişmiş sayılırlar!” demişti.. diyordu ve bu sözler onların kulaklarında çınlarken, O da, onların aralarında dolaşıyor ve aralarında yürüyordu. Zaten oraya kadar develere nöbetleşe binerek gelmişlerdi. (Canım çıksın, keşke ayağını başımıza bassaydı!) iki kişi de, O’nun bindiği deveye binerek oraya ulaşmıştı. Bu zatlar fevkalâde üzülüyor ve: نَحْنُ نَمْشِي عَنْكَ “Senin namına biz yürüyebiliriz, Sen bin!” diyorlardı; ama, Allah Resûlü, onlara şöyle cevap veriyordu: مَا أَنْتُمْ بِاَقْوَى مِنِّي وَمَا أَنَا بِأَغْنَى عَنِ الْأَجْرِ مِنْكُمَا“Siz kuvvet bakımından Benden daha kavî değilsiniz. Ecr ü sevaba ihtiyaç bakımından da ben, sizden daha müstağni değilim.”17
Evet, bunu zaman ve mekânın Efendisi söylüyordu: “Siz benden daha kavî değilsiniz. Ecr ü sevaba ve Cennet ihtiyacına karşı ben de sizden daha müstağni değilim.” Bu Emirler Emiri, öyle insanlar içinde insanlardan bir insan olmuştu ki, onlarla oturup kalkıyor ve yanlarından hiç ayrılmıyordu. Onlarla aynı sofraya oturuyor, aynı yemeğe kaşık çalıyor ve aynı yeri paylaşıyordu.
Eşitlik ve müsâvât, Fransız ihtilalinden beri insanların dillerine pelesenk ettikleri bir kelime. Acaba o günden beri eşitlik denen, müsâvât denen şeyi hiç gören var mı?!. Onu sadece Saadet Asrı’nın insanı tanıdı, hem de Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasıtası ile.