Allah Resûlü’nün gerçekleştirdiği yıldırım harekâtından birisi de Tebük Seferi’dir. Bir aralık, Bizans İmparatorluğunun, büyük bir ordu hazırlayıp Medine’ye gelmekte olduğu şâyiası yayıldı. Bu durum, Müslümanları tedirgin ederken, etraf kabilelerden düşman olanları da ümitlendiriyordu. Zaten Gassaniler’in çevirmek istedikleri entrikalar da herkesçe bilinmekteydi.
Her seferini gizlilik içinde gerçekleştiren Allah Resûlü, bu seferini açıktan ilan etti ve etraf kabilelere adam göndererek onlardan asker ve malzeme yardımında bulunmalarını istedi. O sene civarda ve Medine’de çok zor günler yaşanıyordu. Hava alabildiğine sıcak ve kuraklık ortalığı kavuruyordu. Bir de meyvelerin hasat vakti girmişti. Ama Allah Resûlü, seferberlik ilan etmiş ve yol hazırlıklarına başlamıştı bile. Herkes bu sefere iştirak etmek için âdeta birbiriyle yarışıyordu.156
Sefere iştirak heyecanıyla Allah Resûlü’ne gelip de, binek bulunamadığı için kabul edilemeyen nice Müslüman vardı ki, O’nun yanından çocuk gibi ağlayarak ayrılıyorlardı. Kur’ân onların bu hâlini bir ibret levhası olarak âbideleştirmiştir.157
Bu arada, münafıklar da boş durmuyordu. Müslümanları seferden alıkoymak için ellerinden gelen her türlü hile ve oyuna başvuruyorlardı. Nihayet Allah Resûlü, 30.000 kişilik bir orduyla Tebük’e doğru hareket etti. 20 gün kadar Tebük’te kaldı. Bizans, kendisinde cesaret göremediği için bu orduya karşı mukabelede bulunamadı. Dolayısıyla da Tebük’te harp yapılmadı; ama duyup işitenler üzerinde müthiş tesiri oldu. Zira düşmana öyle bir gözdağı verildi ki, ancak büyük bir meydan muharebesinde aldığı hezimetle düşman bu kadar sinebilirdi. Etrafta bulunan nice Hıristiyan kabileler, Allah Resûlü’ne cizye vermeyi kabul ederek, inkıyatlarını bildirdiler. Niceleri de, din olarak İslâm’ı seçtiler.158 Bu yönüyle de Tebük’ü İki Cihan Serveri’nin zaferlerinden biri olarak görmek mümkündür.