Kur’ân-ı Kerim’de yer yer Âd ve Semud gibi pek çok geçmiş kavimden bahsedilmektedir. Hâlbuki Avrupa’da arkeoloji ve ilm-i tarih intişar edeceği âna kadar bu kavimlerden bahseden tek bir insan yoktu. Kozmoğrafya, coğrafya ve aynı zamanda astronomi uzmanı olan insanların yazmış oldukları eserlerin ufak-tefek telaffuz farklılıklarıyla, çok önceleri Kur’ân’ın haklarında çeşitli bilgiler verdiği Âd, Semud ve İrem birbirlerine çok yakındır. Evet Kur’ân-ı Kerim, asırlar asırlar öncesi, “Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine; direkleri (yüksek binaları) olan, ülkelerde benzeri yaratılmamış İrem şehrine; o vadi vadi kayaları yontan Semud kavmine; kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun’a! Ki onların hepsi kendi ülkelerinde azgınlık ettiler. Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kırbacını indirdi ha indirdi. Çünkü Rabbin (her an her şeyi ve herkesi) gözetlemededir.”1 âyetleri bu konuda ne kadar mânidardır.
Kur’ân-ı Kerim’in bu tür âyetlerini okuyan o dönemin Avrupalı yazar ve bilim adamları, “Kur’ân, Âd ve Semud adında şimdiye kadar duyup bilmediğimiz kavimlerden söz ediyor. Bizim, yazının keşfinden bu yana, böyle toplumların yaşadığına dair en ufak bir malumatımız yok. Bu itibarla Kur’ân, ihtimal, hayalî şeylerden bahsediyor.” diyerek ona itiraz etmişlerdi. Ancak aynı insanlar, Avrupa’da ilmî tarihler intişar edince, Kur’ân’ın böylesi gaybî ihbârâtına karşı hayret ve dehşet içinde kalmışlardı. Hayret içinde kalmışlardı; zira onların Kur’ân’ın asırlar öncesinden, haklarında bilgiler verdiği bu toplumlara dair malumat elde edebilmeleri için, arkeoloji ve antropoloji gibi.. ilimlerin teyidine ihtiyaç vardı. Nitekim daha sonradan yapılan araştırma ve arkeolojik kazılar neticesinde tarih, bir kere daha Kur’ân’ı doğrulamış ve onun ilâhî bir kelâm olduğunu tasdik etmişti…
Dipnotlar
- 1 Fecr sûresi, 89/6-14.