Kur’ân-ı Kerim’in değişik âyetleri ile belli ölçüde göklere çıkılacağına işaret etmesi, bir gün insanoğlunun sınırlı da olsa bir kısım gök tabakalarına çıkacağına işaret etmektedir ki, böyle bir başarının harika olmadığı açıktır. Bir kere göğe çıkmak isteyen, yerde Allah’ın koyduğu kütle, ağırlık, sürat ve yerçekimi kanunlarını hesaba katmak zorundadır. Bu sebeple de insanın gerçekleştireceği bu iş bir mucize olmayıp, sadece Allah’ın yarattığı atmosferden, matematik ilminden ve örnek cisim ve modellerden istifade ederek onları taklit etmekten ibarettir.
Ayrıca, yukarıda zikredilen âyetlerden şu hususları anlamak da mümkündür:
1. Her şey bir kısım prensiplere bağlıdır, ama bu noktada beşerin herhangi bir müdahalesi söz konusu değildir. İnsanoğlunun bir kısım prensipler vaz’ederek eşyanın özüne, esasına, mahiyetine müdahale etmesi mümkün değildir, zira o konudaki temel kaide ve prensipleri vaz’eden sadece ve sadece Allah’tır (celle celâluhu).
2. Bundan başka bu âyetler, günümüzün insanına: “Bugün yeryüzünde başarı üstüne başarılarınızla artık her şeyi yapabileceğinize inanmaktasınız. Yarın göklerde de aynı şeyi yaparak, daha bir cesaretlenerek belki de bu başarılarınızla küstahlaşıp küfür ve dalâletinizi göklerde de ilan edeceksiniz. Ancak, ne yaparsanız yapınız, şunu iyi bilmelisiniz ki bu yaptıklarınızla kat’iyen Allah’ı âciz bırakamazsınız; aksine mucizevî icraatı ve harika sanatları karşısında, hep siz âciz kalacak ve ister istemez O’na (celle celâluhu) döneceksiniz.” denilerek ilmin yolunun açık olduğunu ifade etmenin yanında, bilgiyle bir kısım küstahlaşmalar olacağını da işaretlemektedir.