Velid: “Ne diyeyim, içinizde şiiri, kasideyi ve cin sözlerini benden daha iyi bilen biri yoktur. O’nun söylediği bunların hiçbirine benzemiyor” deyince; Ebû Cehil: “Yok, mutlaka bir şey söylemelisin!” ısrarında bulundu, o da kalkıp kavminin toplandıkları yere geldi ve “Siz, ‘Muhammed mecnun!’ diyorsunuz; O’nda hiç cinnet emaresi gördünüz mü? ‘Kâhin!’ diyorsunuz; O’nu hiç kâhinlik yaparken müşâhede ettiniz mi? ‘Şair!’ diyorsunuz; O’nu hiç şiirle uğraşırken ve şiir söylerken gördünüz mü? ‘Yalancı!’ diyorsunuz; O’nun hiç yalan söylediğini duydunuz mu?” diye konuştu. Onun bu soruları karşısında orada bulunanlar: “Hayır. Ama peki öyleyse O nedir?” dediler. Velid de: “Durun bir düşüneyim!” dedi ve uzunca bir bekleyişten sonra da, “Bu (Kur’ân), olsa olsa sihirbazlardan öğrenilip nakledilen bir sihirdir ve bu, insan sözünden başka bir şey değildir.” şeklinde mırıldandı. Onun bu sözleri üzerine de Kureyş, onu alkışlayarak oradan ayrıldılar.50
Kur’ân’a bu kadar yaklaşan, onun mânâ ve muhtevasını bu derece kavrayıp âlî ve mukaddes bir kelâm olduğunu hisseden bir insanın hâlâ küfürde inat etmesi, hakikate karşı kibir, zulüm ve inhiraf olduğundan Kur’ân onu da ebedî idamlıklar arasına soktu, hem kâfirce, zalimce tavırlarını hem de su-i akıbetini şöyle bir resimle ortaya koydu:
buyurdu.
Bu ifadelerden evvela şu hususları anlamak mümkündür:
Dipnotlar
- 50 Bkz.: el-Hâkim, el-Müstedrek 2/550; Abdurrezzak, Tefsîru’s-San’ânî 3/329; et-Taberî, Câmiu’l-beyân 29/156-157.
- 51 Müddessir sûresi, 74/18-26.