İçeriğe geç

Bu cümleden olarak, Kur’ân’daki gaybî haberler, beşer idrak ve ihsas ufkunun çok üstündedir. O, geçmişe ait haberleri, tarih öncesi yaşamış toplulukları bazen en ince özellikleriyle ele alır, onları öyle bir resmeder ki, beşerin ne ilmen ne de aklen onları o şekilde tafsilatıyla bilmesine imkân yoktur. Aynı zamanda o, gelecekle alâkalı da aynı şekilde ihbar ve işaretlerde bulunur ki pek çoğu daha sonra aynıyla görülmüştür. Sanki o, geçmiş zamanı, gelecekle bir çizgi, bir nokta hâlinde ve sinema şeridi gibi insanın nazarına arz etmektedir. Bunları ileride misalleriyle izah etmeye çalışacağız. Ancak, önce birkaç hususa dikkat çekmekte fayda mülâhaza ediyoruz:

a. Kur’ân’ın verdiği bir kısım misallerde de görüleceği gibi, gaybî haberler onda öyle sarih ifade edilir ki, en âmî akıllar dahi ondan Kur’ân’ın maksadını anlayabilir ve yeni yeni tefekkür, bilgi ufuklarına açılabilirler.

b. Kur’ân, sarih ihbârâtının yanında, bazen de, bir kısım kinayeler ile gayba ait işaretlerde bulunur. Bunları elbette herkes anlayamaz. Onda bu kabîl ifadeler, hususî bir takım işaretlerle, rumuzlarla sunulmuştur ki, bunu da ancak ihtisas sahipleri anlayabilir.

c. Kur’ân’da, tarihin kaydetmediği kavim ve cemaatlerden bahsedilir ki, muhatapların onları bilmesi mümkün olmadığından, bu kıssa ve hikâyeler de gayb nevinden sayılmaktadır. Kadim Roma, Çin, Babil veya firavunların yaşadığı medeniyetlere ait yazılı ya da sözlü tarihe girmemiş bir kısım haberler bu cümledendir. Zira biz, en azından iki-üç bin yıllık tarihi malumata sahip bulunuyoruz. Oysaki Kur’ân ümmî bir toplum içinde nazil olduğundan, onlar için tarihin şöyle böyle kenarında köşesinde kalan hâdiseler de, bir mânâda gaybî sayılırlar.

348