İçeriğe geç

“De ki: Andolsun, bu Kur’ân’ın bir benzerini ortaya koymak üzere ins ü cin bir araya gelseler ve birbirlerine destek olsalar, yine de onun mislini asla getiremezler.”40

وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ وَادْعُوا شُهَدَۤاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ “Eğer kulumuza (peyderpey) indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız –ki tereddüde düşmemeniz gerekmektedir– haydi onun misli bir sûre getirin.”41

Âyet-i kerimede geçen إِنْ kelimesinden anlaşılmaktadır ki, bu âyetin muhatapları zayıf bir şüphe içinde bocalayıp durmakta ve kuşkular içinde bocalıyormuşçasına kendi şüphelerinin altında ezilmektedirler.

Ayrıca bu âyet-i kerimedeki, “Haydi onun misli bir sûre getirin. Eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) de çağırın.” ifadeleriyle de, âdeta onlara şöyle denmektedir: Allah’tan başka bütün şahitlerinizi, şair ve ediplerinizi, bugün ve yarın size yardımcı olacağını sandığınız ne kadar ehl-i ilim ve mârifet erbabı varsa onları da çağırın. Aranızda fikir birliği yapıp bütün alternatif düşüncelerinizi ortaya koyarak Kur’ân’ın sûrelerinden yalnızca bir surenin benzerini ortaya koyunuz.

Tarih şahittir ki, şimdiye kadar Kur’ân’ın, değil bir sûresine, tek bir âyetine dahi nazire yapılamamıştır. Zira Kur’ân’ın lafızlarındaki harikulâde seçim, terkiplerindeki fevkalâde selâset ve âhenk, mânâ ve üslûbundaki büyüleyici nizam, şiiriyet –şiir değil– ve mûsıkî; lafız ile mânâsının arasındaki münasebet ve mutabakat ve gaybe ait açtığı muhteşem pencerelere kadar her şeyiyle bir sûre veya âyet meydana getirmek, Allah’tan başka kimsenin ortaya koyamayacağı harikulade bir hâdisedir.

374